Güzellik-estetik

P.R.P. Nedir?

"Platelet rich plasma" platelet (trombosit) yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulamasının kısaltılmış adıdır.

Bir kişiden alınan az miktardaki kanın santifrujdan geçirilerek (ayrıştırılarak) bileşenlerine ayrıştırılması ve elde edilen "platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın" yine aynı kişiye cilt gençleştirme ve yapılanmasına destek olma amaçlı enjeksiyon yoluyla geri verilmesi işlemidir.

P.R.P. sistemi; vücuda enjekte edildiği bölgelerde kök hücreleri uyarıp, aktif hale geçirirerek dokuların yenilenmesine yardımcı olan bir yöntemdir.

Estetik & Kozmetik Dermatoloji

1- BOTOX :

Botox sinir uçlarında iletimi sağlayan maddelerin üretimini engelleyerek sinir ile kas arasında iletimin azalması veya tamamen yok olmasını sağladığından istenmeyen kas hareketlerinde azalma yapar. Yüz ve boyun bölgenizdeki mimik kaslarımızın yoğun faaliyetleri, özellikle alın, kaş arası, göz çevresi gibi bölgelerde kırışıklıkların belirgin hale gelmesine neden olur. Göz çevresi ve alın bölgesindeki karşılıklar kişiye daha yaşlı ve yorgun bir ifade verirken, kaş arasındaki çizgiler ise kızgın bir ifadenin oluşmasına neden olur. Bu bölgedeki yüzeysel ve derin kırışıklıkların giderilmesi için genellikle bir seans botox uygulaması yeterli olmaktadır.

2- DOLGU :

Dolgu maddesi (hiyarulonikaist) enjeksiyonları :

  • Işık dolgusu
  • STYLAGE Dolgu
  • 3D El dolgusu
  • 3D yüz dolgusu
  • 4D dolgu paketi
  • Prenses Dermal Dolgu
  • Gülümseme için Enjeksiyonluk İşlemler
  • Jawline yüz Şekillendirme dolguları
  • Allergan'ınJuvedermDermal dolgu
  • Juvederm ® Hydrate ™
  • Sihirli İğne Mesolifti
  • Nefertiti Boyun Germe
  • Cerrahi olmayan 3DRinoplasti
  • PDO Threading ip germe
  • Örümcek ağı
  • Altın iğne
  • Restylane Dolgular
  • Saç- yüz "Platelet Zengin Plazma" PRP

3- KOZMETİK ÜRÜNLERE BAĞLI CİLT SORUNLARININ TEDAVİSİ :

Kozmetiklerdeki Metaller ve Toksik etkileri

Metal toksisitesine bağlı kanser, solunum yolu hastalıkları, organ disfonksiyonları ve mentalretardasyon görülebilir. Krom 3 kozmetiklerde pigment olarak kullanılmaktadır. Diğer metaller ise kozmetik ürünlerden ayrıştırılamamaları nedeniyle ürünlerde bulunabilmektedir.

Kurşun; güneşten koruyucular, fondötenler, ojeler, rujlar ve diş beyazlatıcı macunlar gibi pek çok üründe kullanılmaktadır. Toksisitesinde sinir sistemine etkilerinden dolayı; konuşma öğrenme güçlüğü ve davranış problemlerine yol açabilmektedir. Aynı zamanda düşüklere sebep olabilmekte, her iki cinsiyette de infertiliteye yol açabilmekte ve kızlarda adet başlangıcını geciktirebilmektedir. Kadmiyum; DNA yanlış eşleşmelerinin düzeltilmesini engelleyerek kötü huylu tümörlere yol açabilmekte, kalsiyum metabolizmasını etkileyerek kemik hasarına ve böbrek hasarına neden olabilmektedir. Kadmiyum, bakır ve çinko zehirlenmesinde sindirim sistemi bozuklukları, ishal, kusma, ağıziçi iltihabı, istemsiz titreme, kısmı felçl atakları, konvülsiyon, depresyon, akciğer iltihabı görülebilir. Kozmetiklerde boya amacıyla kullanılan krom toksisitesinde ciltte döküntü, böbrek ve karaciğer hasarı, akciğer kanseri, solunum yolu hastalıkları ve ölüm görülebilir. Kozmetik ürünlerde genellikle toksik olmayan ya da düşük toksisiteli formlar kullanılmaktadır. Biyosid etki amacıyla kullanılan bakır ise deride dermatit ve puk pul dökülmelere, burun ve boğazda tahrişe yol açabilir. Kronik bakır maruziyeti beyin hasarı, psikiyatrik rahatsızlıklar, depresyon, intihar eğilimi, agresif ruh hali, hemolitik anemi, siroz, motor disfonksiyon ve kornealopasiteye neden olabilir. Kadmiyum, krom, bakır ve çinko sabunlarda, saç kremleri ve medikal/medikal dışı kremlerde ve makyaj ürünlerinde yer almaktadır. Kozmetik ürünlerdeki metal miktarları genellikle çok düşük düzeylerde olmakla birlikte (en yüksek 0,793 ppm) uzun süreli tekrarlayan kullanım durumunda maruziyet riskinin arttığı göz önünde bulundurulmalıdır.

Nanoteknoloji Ürünleri

Nanomateryaller, 100 nanometrenin altında boyut içeren materyallerdir. Bir nanometre (nm), milimetrenin milyarda biridir. Nanoteknoloji sayesinde ürünler, iletkenlik, yüksek dayanıklılık, korozyon koruması, su ve kir tutmama, çizik direnci gibi yeni işlev ve özellikler kazanmaktadır. Bu nedenle son dönemde elektronik, kozmetik, gıda, spor malzemeleri ve ilaç endüstrisinde kullanımı yaygınlaşmıştır. Toksikoloji çalışmaları nanomaterallerin santral sinir sistemi, bağışıklık sistemi ve akciğer üzerine çeşitli yan etkileri olabileceğini göstermiştir.

Kozmetik ürünlerde nanomateryallerin en çok kullanıldığı alanlar güneşten koruyucular ve makyaj ürünleridir. Titanyum dioksit ve çinko oksit sıklıkla güneş koruyucularda ışığı yansıtmak ve dağıtmak amacıyla kullanılmaktadır. Nanomateryal özelliği sürülmeyi kolaylaştırmakta ve transparan görünümü sağlamaktadır. Çinko içeren güneş koruyucularının %30’u, titanyum içeren güneş koruyucuların ise %70’i nanopartikül içermektedir. Çinko oksit nanopartiküllerinin deriden ve oral mukozadan emilimine dair de kanıt bulunamamıştır. Yüzde 25 konsantrasyona kadar güneşten koruyucular içerisinde bulunan çinko oksit nanopartiküllerindermal kullanımının insanlarda yan etki oluşturmadığı söylenebilir.

Bir diğer nanomateryal olan karbon siyahı ise makyaj ürünlerinde renklendirici olarak kullanılmaktadır. Fondötenler, eyelinerlar, farlar, maskaralar ve ojelerde bulunur. Kozmetiklerde karbon siyahı konsantrasyonu %0,001 ile %10 oranında değişir (ojelerde %5, göz makyaj ürünlerinde %10 konsantrasyonda). Karbon siyahının ratlarda ve farelerde, dermal uygulama ve subkutanenjeksiyon şeklinde uygulamalar sonunda karsinojenik oldukları saptanmış olması nedeniyle IARC tarafından insanlarda muhtemel karsinojenik oldukları belirtilmiştir.

Saç Boyaları

Saç boyası içeriğindeki parafenilendiamine bağlı anjioödem, rabdomyolize bağlı akut böbrek yetmezliği, damar içi pıhtılaşma bozukluğu, hemoliz olguları bildirilmiş olmakla birlikte bu olgular sıklıkla saç boyalarının yanlışlıkla yutulması neticesinde gelişmiştir . Bir olguda kurşun içeren saç boyasının sakala uygulanması sonrasında duyusalpolinöropati gelişimi bildirilmiştir. Bu olguda kurşun zehirlenmesinin diğer belirtileri gözlemlenmemiş, kan kurşun seviyeleri normalin üç katı saptanırken hastada boya ile temasın kesilmesini takiben tam kür sağlandığı belirtilmiştir..

Saç boyaları mesane kanseri ve lenfoma etiyolojisinde suçlanmışlardır. Mesleksel boya maruziyeti (kuaförler, berberler ve güzellik uzmanları) ve mesane kanseri riski, boya maruziyetine bağlı rölatif 1,4 olarak saptanmıştır. Kişisel boya kullanımı ile mesane kanseri ilişkisi hakkında 5 çalışmada ise risk bulunmamıştır . Gebelikte saç boyalarının kullanımının güvenli olup olmadığı şüphelidir. Bu konuda yapılmış geniş kontrollü çalışmaların mevcut olmaması nedeniyle genellikle hekimlerce gebelikte saç boyası kullanımı önerilmemektedir.

Renk Açıcılar

Renk açıcı kremler başta civa olmak üzere ağır metaller, hidrokinon ve kortikosteroid içerebilirler. Bir çocuk olguda %2 hidrokinon içeren renk açıcı solüsyonun yutulmasına bağlı epilepsi gelişimi bildirilmiştir. Civa içeren kremler toksisiteleri nedeniyle artık sık kullanılmamakla beraber; hala karışım olarak kullanılabilmektedir. Bu kremler halk arasında aklık kremi ya da arnavut kremi olarak bilinmektedir. Civa yüksekliği ile başvuran hastalarda renk açıcı kremlerin kullanılıp kullanılmadığı yönünde hasta sorgulaması atlanmamalıdır. Sıklıkla yüksek oranda civa içeren kremler paketli ürünler olmayıp eczanelerce özel olarak hazırlanan yapma ilaçlardır, bu nedenle eczacıların da kozmetik ürün toksisitesi hakkında bilgilendirilmesi önem taşımaktadır.

Pudralar

Perineal bölgeye talk pudra kullanımı ile over kanser riskine artış olduğu belirtilmiş olmakla birlikte net doz ve risk ilişkisi saptanamamıştır. Talk, 3MgO4SiO2.H2O veya Mg3Si4O10(OH)2. formülleriyle ifade edilen bir magnezyum silikat mineralidir. 2006’da uluslararası kanser araştırma ajansı perineal talk kullanımının insanlarda muhtemel karsinojenik olduğunu belirtmiştir. Endometrium kanseri ile ilişki ise gösterilememiştir.

Paraben İçeren Ürünler

Parabenler kozmetik ürünlerde, ilaçlarda ve gıdalarda antimikrobiyal amaçlı kullanılan koruyuculardır. Ucuz olmaları ve düşük toksisiteye sahip olmaları nedeniyle tercih edilirler.

Avrupa kozmetik yönergesinde kozmetiklerin içerebileceği paraben oranları tek ester için %0,4, ester karışımları için %0,8 olarak belirlenmiştir. Paraben grubu metil paraben, etilparaben, propilparaben, izopropilparaben, butilparaben, izobutilparaben, benzilparabenden oluşmaktadır. Kozmetik ürünlerde günlük kullanılan paraben içeriğinin, erişkinlerde 17,76 g, yeni doğanlarda 378 mg olduğu tahmin edilmektedir. Şekerleme ve kurutulmuş etlerde de metilparaben, etilparaben ve propilparaben kullanılmaktadır. Parabenler sindirim yoluyla alınabilir ya da kullanılan topikallere bağlı deriden emilebilir. Derinin yüzeyel tabakasına uygulama sonrası sonrasında hücrelerde parahidroksibenzoikasite hidrolize olurlar ve karaciğerde glisin, sülfat ya da glukronatadönüşebilirler .Feçes ve idrarla atılırlar. Uzun süreli maruziyet sonrasında dahi depolanmazlar.

Parabenler östrojen reseptörlerine bağlanarak östrojenik etki gösterirler. Östrojenik etkilerinden dolayı meme kanseri ve erkek infertilitesi etiyolojisinde suçlanmaktadırlar. Invitro ortamda insan meme kanser hücrelerinin büyümesini tetikledikleri gösterilmiştir. Bu da bazı araştırmacıların parabenlerin meme kanserini tetikleyici ya da başlatıcı rol oynadıklarını öne sürmesine sebep olmuştur. Meme kanserlerinin sıklıkla üst dış kadranda olması, bu alanın da antiperspirant uygulanan alanda olması bu şüpheyi desteklemektedir. Propil ve butilparabenlerin erken çocukluk döneminde maruz kalınması ile erkeklerde doğurganlık üzerine olumsuz etkileri olabileceğine dair şüpheler mevcuttur. Metil ve propilparabenlerin erkek infertilitesinden sorumlu olabileceklerini düşündürmektedir . Sonuç olarak eldeki veriler doğrultusunda parabenlerin kozmetik ürünlerde kullanımı güvenli kabul edilebilir ancak piyasada çok sayıda parabensiz ürün varlığı nedeniyle parabensiz bu alternatif ürünlerin tercih edilmesi daha güvenli gözükmektedir.

4- PEELİNG UYGULAMALARI :

  • 3D Soyma
  • Azelan Kabuğu
  • Beta HidroksiPeeling
  • CosmelanDepigmentasyonu
  • DermamelanDepigmentasyon
  • Dermaquest C İnfüzyonPeel
  • Lazerli Peelingler
  • Melanostoppeeling
  • Jessnerpeeling
  • TCA peeling
  • Glikolik asit peeling
  • AFA peeling
  • Amelan® peeling
  • Enzim peeling

5- PRP :

Platelet rich plasma" platelet (trombosit) yönünden zenginleştirilmiş plazma uygulamasının kısaltılmış adıdır.

Bir kişiden alınan az miktardaki kanın santifrujdan geçirilerek (ayrıştırılarak) bileşenlerine ayrıştırılması ve elde edilen "platelet yönünden zenginleştirilmiş plazmanın" yine aynı kişiye cilt gençleştirme ve yapılanmasına destek olma amaçlı enjeksiyon yoluyla geri verilmesi işlemidir.

P.R.P. sistemi; vücuda enjekte edildiği bölgelerde kök hücreleri uyarıp, aktif hale geçirirerek dokuların yenilenmesine yardımcı olan bir yöntemdir.

6- MEZOTERAPİ :

Mezoterapi; kelime olarak orta deri tedavisi anlamına gelmektedir. Mezoterapinin temeli, tedavi edilecek bölgeye 4-6 mm uzunluğunda çok ince iğneler kullanılarak çok küçük miktarlarda ilaçları lokal olarak enjekte etmeye dayanan tamamen tıbbi bir eylemdir.

Mezoterapi, uzun zamandan beri estetik tıpta en sık talep konusu olan lipodistrofi veya selülit konusunda en seçkin tedavi biçimini oluşturmaktadır.

Mezoterapi ilaçları, endikasyona göre değişen çeşitli ilaç karışımları 5-10 dakika gibi bir süre içerisinde deri altına enjekte edilir.

Mezoterapi, estetik alanında aşağıdaki alanlarda kullanılır...

  • Selülit
  • Saç dökülmesi
  • Ergenlik ve hamilelikte oluşan çatlaklar
  • Yüz gençleştirme
  • Yara izleri, (skatrisler)

Estetik harici alanlar olan romatoloji, dolaşım problemleri (varis, varis ülserleri), migren, spor hekimliği gibi alanlarda da mezoterapi sıkça kullanılmaktadır.

Mezoterapi seans aralıkları minimum 1 hafta olmalıdır. Bir seansta enjekte edilen ilaç dozu 10 cc'yi aşmamalıdır. Mezoterapide ortaya çıkan yan etkiler genellikle seans aralığı ya da dozaja dikkat edilmedi ise görülmektedir.

Mezoterapi uygulanmaması gereken durumlar

  • Kalp yetmezliği
  • Diyabet (şeker hastalığı)
  • Böbrek rahatsızlıklarında
  • Antikuagülan tedavi altındaki hastalarda

Mezoterapi, etkinliği bütün dünyada kanıtlanmış bir geleneksel tıp yöntemidir. Birçok ülkede uygulanıyor olması, her gün binlerce doktorun hastalarına uygulaması, yararlı bir yöntem olduğunun en güçlü kanıtıdır.

7- DERMAPEN &DERMAROLLER :

8- GÖZ ALTI TORBALARININ TEDAVİSİ :

Küçük kaz ayaklarının veya gözlerin altındaki gölgeler (koyu halkalar) gelişimi, cildimizin bir zamanlar olduğu gibi genç ve elastik olmadığının ilk belirtileri olabilir.

Göz Çantaları, Kafes Ayakları & Koyu Çemberler Tedavi Seçenekleri

Bu problemlerle uğraştığını iddia eden kremleri ve losyonları tanıtan birçok büyük güzellik firması var. Ancak, gerçekte, etkileri sınırlıdır ve bazı insanlar yaşlandıkça bir uzman tavsiyesi istemektedir.

Uygulayıcılar tarafından önerilen ve kullanılan birçok farklı yaklaşım vardır. Bunlar kırışıklıkların derinliğine ve derecesine, ister gözlerinizin altına çukurlara veya çukurlara, cildinizin türüne, yaşına ve beklentilerinize bağlıdır.

Hafif ila orta şiddette derinlik çizgileri ve kırışıklıklar için, bu tedaviler konusunda uzman bir uygulayıcı tarafından tavsiye edilen çok etkili "cerrahi olmayan" seçenekler vardır.

Bunların çoğunun özelliği genelde bu tip kırışıklıkları iyileştirmenin hızlı, güvenli ve etkili yolları olmasıdır.

Gözlerinizin üzerinde gevşek ciltler ve gözlerinizin altındaki büyük torbalar, içinde hissettiğinizden daha yorgun ve yaşlı görünmenizi sağlayabilir. Bunlar önemli bir gelişme sağlamak için genellikle cerrahi bir yaklaşım gerektirir.

Gözler İçin Tedaviler - Torbalar ve Kafes Ayağı

Blefaroplasti veya Üst ve Alt Göz Kapağı Cerrahisi Bilgileri

Üst ve alt göz kapağı ameliyatı veya Blepharoplasties, droopy veya kapüşonlu göz kapaklarını sıkıştırarak ve gözlerin altındaki yağlı torbalar kaldırarak veya taşımayla daha genç bir görünüme kavuşmanıza yardımcı olabilir.

Botulinum Toksin veya Botoks Bilgileri

Botulinum toksin tip A: Botox (Vistabel), Disport (Azzalure) ve Xeomin (Bocouture), Clostridiumbotulinum bakteri tarafından üretilen doğal olarak bulunan bir proteindir. Tüm kırışıklıkları tedavi etmek ve hiperhidroz (aşırı terleme) için kullanılabilir.

Dermal Filler - Kollajen, Hyaluronik Asit Enjeksiyonları Bilgi

Dermal dolgu maddeleri, cilde enjeksiyon için geliştirilmiş çeşitli doğal, yapay veya sentetik malzemelerden yapılır; Sığır veya insan kaynaklı kollajen ve hiyalüronik asit de dahil olmak üzere.

Kesirli Lazer Cildi Resurfacing Bilgisi

Ablatif ve ablatif olmayan lazerlerin aksine, Fraksiyonel Lazer Cilt Yüzey Yenilemesi (FraksiyonelFotothermolys) sadece bir hedef alan içindeki küçük bölgelere zarar vererek fraksiyoneltravmaya ve daha hızlı iyileşmeye neden olur.

Kızılötesi Lazer Cilt Sıkıştırma Bilgisi

InfraRed Lazer Cilt Sıkma, şu anda İngiltere'de Titan cihazı kullanılarak mevcuttur, cilt sıkılaştırmak ve yaşlanma belirtilerini tersine çevirmek için en düşük, minimal invaziv yoludur.

Tıbbi Cilt İğnelenmesi

CollagenInductionTherapy ve Micro-Needling olarak da adlandırılan Medical Skin Needling, ince çizgilerin ve kırışıklıkların görünümünü azaltmak için vücudun kendi kolajen üretimini teşvik etmeyi amaçlıyor.

Plazma Süblimasyon (Yumuşak Cerrahi)

Plazma Süblimasyon veya Yumuşak Cerrahi, cildi gerçekten kesmeden yaşlanma ve cilt şikayetlerinin belirtilerinin tedavisine olanak tanır. Cerrahi olmayan göz kapağı rekonstrüksiyonu (blefaroplasti), ağız çevresindeki çizgilerin giderilmesi, görünüm izlerinin iyileştirilmesi ve birtakım cilt kusurlarının tedavisinde kullanılabilir.

Yüz Gençleştirme Bilgileri İçin Radyo Frekansı

RF enerjisi derinin derinliklerine nüfuz eder ve derin dermişleri ve subkütan tabakaları etkiler, yüz gençleştirme için altta yatan doku yapısının sıkılaştırılmasını ve iyileştirilmesine neden olur.

9- GÖZ ÇEVRESİ VE GÖZALTI MORLUKLARI :

Bazı insanlarda gözlerin altında görülen koyu halkaların veya koyu oyukların görünümünü iyileştirmek için kullanılan nispeten yeni bir tedavidir.

Gözyaşı kanalının bulunduğu göz köşesinden başlayarak yay şeklinde gözlerin altındaki karanlık gölgeler şeklinde görülürler. Göz çukuru bağ dokusunun zayıflamasıyla ortaya çıkarlar. Göz çukuru ve çevresi bağ dokusunun zayıflamasıyla birlikte bu bölgedeki yağ dokusu cilt yüzeyine doğru çep şeklinde fıtıklaşırsa gözaltı torbaları meydana gelir. Geleneksel olarak, bu sorunlar alt göz kapağı cerrahisi -blefaroplastisi gibi cerrahi tedaviler ile tedavi edilebilir. Ancak bu tür yaklaşımlar invaziv olduğundan bazı insanlar için uygun olmayan bir tedavi seçeneği haline gelebilir.Gözkapağı enjeksiyonlarıbu tür cerrahi tedavilere alternatiftir. Prosedür, göz kapağının derin kısmına enjekte edilen bir dermal dolgu ürününü içerir. Gözlerin altındaki çukur doldurularak daha düz ve pürüzsüz hale getirilir. Birçok ürün formülasyon içerisinde lokalanesteziklerle birlikte olmasına ve iyileşme süresinin kısa olması nedeniyle - gerekirse enjeksiyon öncesinde bölgeye topikal anestetik uygulanabilir - işlemden hemen sonra tekrar sosyal hayatınıza hemen devam edebilirsiniz. İyileşme süresi de azdır ve normal hijyen önlemlerinin dışında özel bir bakım gerektirmez. Hafif morluk ve kızarma gibi bazı yan etkiler beklenebilir, ancak bunlar uzun sürmez ve bir haftaya kadar azalır.

Gözkapağı morluk ve torbaları içinTedaviler ;

Blefaroplasti veya Üst ve Alt Göz Kapağı Cerrahisi

Üst ve alt göz kapağı ameliyatı veya Bileferoplasti, torba yada cep şeklindeki göz kapaklarını sıkıştırarak ve gözlerin altındaki yağlı torbaları kaldırarak daha genç bir görünüme kavuşmanıza yardımcı olabilir.

Dermaldolgur - Kollajen, Hyaluronik Asit Enjeksiyonları

Dermal dolgu maddeleri, cilde enjeksiyon için geliştirilmiş çeşitli doğal, yapay veya sentetik malzemelerdir ve bu maddelerin enjeksiyonu ile göz kapaklarındaki kozmetik sorunlar giderilebilir.

10 -CİLT LEKELERİNDE TEDAVİ SEÇENEKLERİ :

ÇİL: Cildin özellikle güneşe maruz kalan yerlerinde melanin birikmesi sonucu olan küçük lekelenmelerdir. Ten rengi açık-kızıl olan kişilerde daha fazla görülür. Yaz mevsiminde daha belirgin bir hal alır.

GÜNEŞ LEKESİ: Uzun süre güneşe maruz kalarak güneş ışınlarının olumsuz etkileriyle ciltte ortaya çıkan lekelenmelerdir. Bu tür lekeleri olan kişilerin güneşten çok iyi korunmaları gerekir. Koyu ronz ciltte pek belli olmayan bu lekeler, bronzluk açılmaya, cilt orijinal rengine dönmeye başladıkça lekeler belirgin hale gelmektedir.

HAMİLELİK LEKELERİ : Hamilelikle beraber anne adaylarının özellikle alın ve yüz bölgesinde görülen lekelerdir. Hormonlarda ki artışlar cilt rengini oluşturan pigmentlerde artışlara sebep olabilir. Genellikle hamileliğin 4-5. Aylarından sonra görülür. Anne adaylarının kendilerini güneş ışınlarından korumaları gerekir.

DOĞUM LEKELERİ : Doğumdan hemen sonra veya takip eden birkaç yıl içinde çocuklarda ortaya çıkarlar. Bazı lekeler ilerleyen yaşlarda kendi kendine kaybolabilirler. Kaybolan lekelerin bazıları tamamen yok olur, bazıları ise iz bırakarak kaybolabilir. En sık rastlananları hemanjiyom ve porto şarabı lekeleridir.

YAŞLILIK LEKELERİ : Orta yaşlardan sonra el üstlerinde ve yüzde görülen lekelenmelerdir. Özellikle güneşe maruz kalan bölgelerde görülürler. El üstü, yüz, omuzlar, sırt ve göğüs bölgeleri olabilir. Bazen kendiliğinden boyutları değişebilir. Yaz aylarında renkleri koyulaşabilir. Bu lekeler herhangi bir sistemik hastalığın özellikle bir iç organlara bağlı bir hastalığın belirtisi değildir, tedavileri tamamen estetik amaçla yapılır.

MELASMA : Deriye rengini veren melanin pigmentinin aşırı miktarda artması sonucu oluşan lekelerdir. Genellikle kadınlarda ve yüz bölgesinde görülür. Nedeni tam bilinmemekle birlikte özellikle hamilelikle ortaya çıkarlar. Güneş ışınlarına maruz kalmak, ilaçlar, hormon bozuklukları sebep olabilir. Koyu renkli lekelerdir. Uzunun süreli ve tekrarlayan özellikleri nedeniyle tedavileri zordur bu yüzden çoklu tedavi seçenekleri gerekmektedir.

11- LAZERLE BEN TEDAVİSİ :

Benler bazen başka hastalıkların habercisi olabilirler. Benlerin durumunu tespit etmek için doktorunuz tarafından dermoskopik muayene yapılmalıdır. Benler genellikle zararsızdırlar. Riskli benlerin dijital kamera sistemleri ( FotoFinder) ile takibi yapılmalıdır. Muayene sonucuna göre düzenli takip etmek gerekebilir veya lazerle ben silme işlemi yaptırmak tercih edilebilir. Halk arasında “benlere müdahale edilirse kesilirse yada yakılırsa kanser olurlar” diye yanlış bir inanış vardır. Cildiye uzmanı tarafından yapılacak muayene bunun için çok önemlidir. Lazerle benlerin silinmesine cildiye uzmanları karar verecektir. Kliniğimizde FDA onaylı Q-Switch Nd YAG Lazerle benlerin silinmesi işlemi yapılmaktadır.

12- CİLT LEKELERİNDE ÇOKLU TEDAVİ YÖNTEMLERİ :

Lazerle leke tedavisi:

Leke tedavisinde kullanılan lazerler, Q-Switch Nd:YAG ve CO2 (Karbondioksit) lazerlerdir. Bu lazerlerle yapılan işlemlerde sağlıklı deriye zarar vermeden melanin içeren hücreler hedeflenir. Lazer ışınının etki ettiği bu pigmentler çok küçük parçalara bölünerek lenfatik sistem tarafından taşınarak vücuttan atılırlar. Kliniğimizde kullanılan lazerlerin hepsi Amerika’dan FDA Sertifikası almış cihazlardır.

Karbon peeling :

Cilt yüzeyine sürülen karbon maddesi lazer ışınlarının daha iyi emilmesini ve daha etkili olmasını sağlar. Leke tedavilerinde, cilt sıkılaştırma uygulamalarında güvenle kullanılan bir yöntemdir.

Kimyasal peeling:

Kimyasal peeling uygulaması maalesef tek başına yetersiz ve sonuçları tatmin edici olmamaktadır. Sebebi ise kimyasal peeling uygulamaları cildin sadece yüzeyini soymakta ve yüzeysel bir etki olarak kalmaktadır. Bu durumda lekeler kısa bir süre sonra tekrar geri gelirler. Özellikle ciltte orta ve derin yerleşimli lekelere hiçbir faydası olmaz. Gelişen lazer teknolojileri ile günümüzde leke tedavilerinde lazer cihazları ile daha etkin sonuçlar alınmaktadır. Bu tedavi yöntemleri yanısıra dermatoloji uzmanı gerekli gördüğü takdirde

Dermapen MTS ( mikrokanalterapysystem ) :

PRP

Mezoterapi

gibi ek tedavi yöntemlerinide kullanmaktadır.

13- LAZERLE DÖVME SİLME :

Kalıcı dövme tamamen silinebilirmi?

Kalıcı dövmeler Q-Switch Nd YAG lazerle silinebilir. Q Anahtarlı lazerler hariç, dövmeleri silebilecek başka bir yöntem günümüzde mevcut değildir. Bu yüzden dövmenizi sildirirken mutlaka sağlık bakanlığı onaylı bir sağlık kuruluşunda ve FDA onaylı bir dövme silme cihazıyla yaptırınız. Aksi halde diğer lazerler gibi derin yanıklar yada tam tersi etkisiz bir işlem yaptırmış olacaksınız. Yaptırdığınız dövmelerden sıkıldıysanız, subaylık veya polislik sınavlarına girecekseniz, dövmelerinizi lazerle sildirebilirsiniz. Lazerle dövme silme işlemi doktorlar tarafından yapılan bir işlemdir.

Kalıcı dövmelerde dövme rengi ne kadar koyu ise o kadar hızlı ve tama silinme gerçekleşir dövmede beyaz renk pigment kullanılmış ise lazer ışınını yansıtacağı için etki etmeyecektir. Dövme silme işlemi hastanın reaksiyoun dövme rengi gibi faktörlere bağlı olarak 3-8 seansta tamamen silinebilir.Kaş konturu dudak konturu gibi bir çeşit dövme olan işlemlerde lazele silinebilir.

DÖVME SİLME İŞLEMİ İÇİN DÜNYADA ETKİSİ KANITLANMIŞ ONAYLI TEK CİHAZ KLİNİĞİMİZDE DE KULLANDIĞIMIZ Q-SWİTCH Nd YAG LAZERLERDİR.

14- BIÇAK, JİLET, FAÇA, AMELİYAT, AKNE, YARA YANIK İZLERİNİN LAZERLE TEDAVİSİ:

Bıçak, jilet, faça gibi kesici delici aletler ile yaralanmalarda oluşan izlerdir. Bu kesiler yüz ve ellerde çok iz bırakmazken, kol, göğüs, sırt, karın ve omuz bölgelerinde oluşan kesiler iyileştikten sonra daha belirgin izler bırakır. Bazen ameliyatlardan sonra kesi yeri iyileşirken düzgün bir biçimde iyileşmez. Bu tür iyileşme izlerine skar denir. Keloid ise yara iyileşirken dışa doğru kabarık ve sert bir yüzey oluşur ve şişlik gibi görünür. Bu tür lezyonları olan hastaların fraksiyonel lazer tedavilerinden yüz güldürücü sonuçlar elde ettiğini görmekteyiz. Beraberinde microdermabrazyon, kimyasal peeling,permapen ve sereod ilaç enjeksiyonu kullanılan çoklu yöntemlerdendir.

15- CİLT ÇATLAKLARININ TEDAVİSİ :

Vücudumuzda ki hızlı genişleme ve büyümelerde, cildimiz bu hıza ayak uyduramadığı için çatlaklar meydana gelir. Hızlı kilo alıp verme, hamilelik, hızlı büyüme, hızlı boy uzaması, genetik yatkınlık,cilt altı bağ dokusunun çeşitli problemleri,sellülit,beslenme alışkanlıkları gibi faktörlerin etkisiyle, karın, bel, kalça, göğüs ve bacak bölgesinde çatlaklar oluşabilir. Çatlak tedavisinde 1540 nm Erbiyum Glassfraksiyonel lazer tedavisi dünyadaki altın standarttır, bunun yanında çatlaklığın genişliği derinliği ne kadar süredir var oluşu hekiminizinmicrodermabrazyon,dermapen, dermaroller, kimyasal peeling,karbondioksit lazer,mezoteropi, prp gibi çoklu tedavi seçeneklerini kullanmasını gerektirebilir.

16- YÜZ GENÇLEŞTİRME :

Son yıllara kadar, özellikle yüz bölgesinde ki gençleştirme uygulamaları cerrahi operasyonlarla yapılıyordu. Günümüzde ise lazer cihazlarında ki gelişmeler, enjeksiyon uygulamalarında ki gelişmeler sayesinde artık cerrahi olmayan yöntemler tercih edilmekte. Cildimizin elastikiyetini kaybetmesi, ciltte ki lekelenmeler, kılcal damarların görünür hale gelmesi, cildimizde ki sarkmalar, yaşlılık lekeleri, cildin parlaklığını ve canlılığını kaybetmesi kendimizi yaşlı hissettirir. Yıllar geçtikçe cildimizde ki kolajen oluşumu azalır ve cildimiz elastikiyetini kaybetmeye başlar. Bu sebepten dolayı yer çekimine karşı koyamaz. Bu durumda da sarkmalar başlar. Vücudumuzda en çok kas çeşidinin olduğu bölge yüzümüzdür. Bu kaslar sayesinde yüzlerce mimik yapabiliriz. En çok yaptığımız mimik hareketleri zamanla kırışıklık olarak belirginleşmeye başlar. Böylece yaşımız ilerledikçe kırışıklar fark edilir duruma gelir.

Cilt yenileme için kliniğimizde doktorumuz tarafından aşağıdaki yöntemler kullanılmaktadır:

  • Fraksiyonel lazerle cilt soyma
  • Karbondioksit lazerle, lazer peeling
  • Q-Switch Lazer ile Karbon peeling uygulaması
  • eMAX SR ve SRA ile bi-polar radyo frekans uygulaması
  • Matrix RF ile hücre koagülasyonu
  • Dermapen uygulaması
  • Kimyasal peeling
  • PRP (Zenginleştirilmiş Plasma Tedavisi)
  • Mezoterapi
  • Kök Hücre Tedavisi
  • Fibroblast (Kişinin kendi kök hücresi ile tedavi)

17- 3D YÜZ GENÇLEŞTİRME :

Yaşlandıkça, kusurlarımız çok katmanlı problemlere dönüşüyor; cilt yenilemedeki tedavimiz olan 3D Skin Rejuvenation ™, mevcut en etkili ablatif olmayan cilt gençleştirme çözümlerinden biridir ve PALOMAR, LAZER, RF olmak üzere üç klinik uygulamayı birleştirmeyi içermektedir. Ayrı ayrı klinik uygulama yapılabildiği gibi, en çok tercih edilen şekliyle, etkin- hızlı- acısız fraksiyonelprosedürler için güçlü bir çözüm sunar. Palomartarafından yapılan Cilt Yenileme 3D Cilt Gençleştirme, Radyofrekansprosedürleri, Mikrodermabrazyon (soyma), kimyasal peeling, PRP, Büyüme Faktörleri,Transdermal Mezoterapi ile kombine edilebilir.

18- KIRIŞIKLIK TEDAVİSİ :

Yıllar geçtikçe cildimizde ki kollajen oluşumu azalır ve cildimiz elastikiyetini kaybetmeye başlar. Bu sebepten dolayı yer çekimine karşı koyamaz. Bu durumda da sarkmalar başlar. Vücudumuzda en çok kas çeşidinin olduğu bölge yüzümüzdür. Bu kaslar sayesinde yüzlerce mimik yapabiliriz. En çok yaptığımız mimik hareketleri zamanla kırışıklık olarak belirginleşmeye başlar. Böylece yaşımız ilerledikçe kırışıklar fark edilir duruma gelir.Gözlerimizi kıstığımı için göz kenarında oluşan kırışıklıklar bunlara kaz ayağı da denir. Dudağımızın üst ve alt tarafında oluşan dikey minik kırışıklıklar sigara içenlerde daha belirgin olduğu için sigara içme kırışıklığı denir. Kaş kaldırma hareketini çok yapanlarda alın bölgesinde oluşan yatay kırışıklıklar. Dudak kenarında oluşan kırışıklıklara gülme kırışıklıkları denir. Çok kaşını çatan kişilerde iki kaşın arasında dikey ve belirgin bir kırışıklık oluşur.

Yüzünüzdeki kırışıklıkları yok etmek için doktorumuz tarafından bir çok yöntem kullanılmaktadır. Muayene sonrası bu yöntemlerden biri seçilir:

  • Botoks, kırışıklıkları engellemek için kullanılan bir enjeksiyon yöntemidir
  • Dolgu uygulamaları ise oluşmuş kırışıklıkları yok etmek için kullanılan bir yöntemdir
  • Fraksiyonel lazer yüzeysel kırışıklıkları yok etmek için
  • Matrix IR uygulaması ile kırışıklıkları azaltma hedeflenir
  • Q-Switch Lazer ile Karbon peeling uygulaması
  • Dermapen uygulaması
  • PRP büyüme faktörleri solsyonu tedavisi

19- LAZER EPİLASYON :

Günümüzde kadın ve erkeklerin istenmeyen tüylerinden arınmalarının modern ve konforlu bir yöntemi olarak Lazer tedavileri ön plana çıkmıştır. Geleneksek ağda, iple alma yadatraşlama yöntemlerinin zahmetli ve kısa zaman periyotlarında tekrarlanması gerektiğinden bireyler artık ileri teknoloji ürünü olan normal cilde zarar vermeyen lazer epilasyon cihazlarını tercih etmekteler. İstenmeyen tüylerin ciltten temizlenmesi amacıyla kullanılan lazer cihazları farklı etki mekanızmaları ile kıl follikülüne etki ederek kılın bir daha çıkmayacak şekilde yok olmasına sebep olurlar. Bu şekilde etki gösteren lazer epilasyon cihazlarını 3 farklı kategoride değerlendirebiliriz

Alexandrite: 755 nm dalga boyuna sahip lazer epilasyon cihazları

Diode : 808-810 nm dalga boyuna sahip lazer epilasyon cihazları

Nd YAG : 1064nmdalgaboyuna sahip lazer epilasyon cihazları

Farklı dalgaboylarına sahip cihazların etki mekanizmaları farklı olduğu gibi çeşitli vücut bölgelerindeki tüylere farklı sonuçlar verebilmektedirler bu yüzden modern ve teknolojiyi takip eden kliniklerde bu dalgaboylarının tamamını içeren lazer cihazları bulunmaktadır. Özel Gaziosmanpaşa hastanesinde her cilt tipi ve her cilt bölgesinde etkin sonuçlar veren ve bu sistemlerin tamamını barındıran son sistem lazer cihazları bulunmaktadır.

Lazer epilasyona başlamadan önce uygun bir aday olup olmadığınızı öğrenmeniz gerekmektedir.

Eğer uygun bir ayadiseniz uygun cihaz ve dozda tedavilerle ortalama 6-8 seansta tüylerinizden yarısından fazlasından kurtulabilirsiniz. İstenmeyen tüylerinizden kaç seansta kurtulmanız gerektiği başlıca şu faktörlere bağlıdır.

  • Cilt renginiz
  • Kıl renginiz
  • Kıl telinin kalınlığı
  • Kıl yoğunluğunuz
  • Kıllarınızın döngüsel değişkenliği
  • Yaş ve cinsiyet
  • Lazerin hangi bölgeye uygulandığı
  • Seanslara zamanında gelip gelmeme
  • Hormonal düzensizlik olup olmaması

Lazer epilasyonun uygulanan bölgede tek seansta tüylerin tamamını etkileyememesi ve ardışık belli aralıklarla seanslara ara vermeden devam edilmesinin sebebi o bölgede tüm kılların ancak %10-20 sini oluşturan, lazer ışınlarına duyarlı ve büyüme dönemindeki anagen kıllardan kaynaklanmaktadır.10 seanstan fazla Lazer epilasyon tedavisi oluyorsa şu durmları gözden geçirmenizde fayda vardır.

  • Lazer epilasyona uygun değilsinizdir.
  • Ticari kaygı ve suistimalle karşı karşıyasınızdır
  • Lazer epilasyon yapan kişilerin uzman olmaması
  • Lazer epilasyon yaptırdığınız yerin bakanlık tarafından ruhsatlandırılmamış sağlık kuruluşu olmaması
  • Yanlış lazer epilasyon cihazının kullanılması
  • Kullanılan lazer epilasyon cihazlarının uluslararası sertifikalarının olmaması
  • Lazer cihazlarının pahalı olan periyodik bakım giderlerinden kaçınılması ve düşük etkinliğe sahip cihazlarla tedavi olmanız
  • Kullanılan cihazın lazer epilasyon cihazı olmaması
  • Hormonal bozukluklar
  • Lazer epilasyon öncesi tedavi sırası ve tedavi sonrası önerilere uyulmaması
  • Lazer uygulamaları için zaman kısıtlaması yoktur Yaz- Kış yapılabilir.
  • Lazer epilasyonun meme kanserine yol açabileceğine ilişkin herhangi bir bilimsel çalışma bulunmuyor.
  • Lazer epilasyonda kullanılan ışınlar ancak cilt yüzeyinin yaklaşık 2-3 mm altında bulunan kıl köklerine kadar ulaşabiliyor, daha derine inemiyor ve iç organlara ulaşamıyor. Bu sebeplerle lazer epilasyonun kısırlık yapması mümkün değil ve kısırlık yaptığına dair bir bilimsel bir veri de bulunmamaktadır.
  • Lazerin prensibi ışık enerjisini ısıya dönüştürmek ve bu sayede hedef dokuyu yakmaktır. Herhangi bir radyoaktif ışın yaymamaktadır.
  • Lazer epilasyonda kullanılan teknoloji siyah renkte emilim olması üzerine kurulmuştur. Beyaz ve sarı renklerde ışık enerjisi emilmeyeceğinden yanma olmayacaktır. Bu hastaların depilasyon veya iğneli epilasyon yöntemlerini kullanmaları gerekmektedir.
  • Lazer epilasyon işlemi sırasında hafif hissedilir derecede bir ağrı yapar ancak tedavi sonrası hemen geçer.
  • Lazer epilasyon tedavi sürecinde kıllar hiçbir şekilde kökten alınmamalıdır
  • Lazer epilasyon batıklarda kıl dönmelerinde pilonidal sinüs gibi hastalıkların tedavisinde başarılı bir şekilde uygulanmaktadır.
  • Kalıcı makyaj ve dövmesi olan kişilerin bu bölgelerine lazer uygulama yapılmasından kaçınmalıdır.

20 -GENÇ BİR CİLT İÇİN İNFÜZYON TERAPİSİ:

IV İnfüzyon "kokteyl" nizi seçin ve yaşam hakkında "bilgilendirin" ve iyi yaşayın! İntravenöz (IV) terapi veya İnfüzyon terapisi, hücre içi besin eksikliklerini gidermek ve sayısız sağlık endişelerine yardımcı olmak için vitaminler, mineraller ve anti-oksidanları doğrudan kan dolaşımına besleyen bir yöntemdir. Oral yemle besleyici madde emilimi, gastrit, kolit, sızdıran bağırsak sendromu, bakteri ve / veya mantar büyümesi ve dengesizlik, stres ve kaygı gibi hastalıklardan etkilenebilen gastrointestinal emilim gibi faktörler tarafından etkilenir ve sınırlandırılır.

Cilt yenilenmesinde, terapi için seçilen kokteyline bağlı olarak aşağıdaki vitaminler, mineraller ve anti oksidanların özelleştirilmiş intravenöz vitamin tedavisi - hem de diğer vitamin-dışı infüzyon kombinasyonları - kombine edilir: Glutathione, Vit C, Vit B6 Piridoksin, Vit B 12 , Magnezyum Sülfat, Manganez Sülfat, Çinko Sülfat ve Selenyum, EDTA ve PPC (fosfatidil kolin). Bu hayati besinler çok çeşitli sağlık koşullarının tedavisine yardımcı olur. Bu doğrudan etkili etkili tedavi şekli, merkezlerimizin içinde bulunan konforlu ve rahatlatıcı bir ortam olan İnfüzyon Süitlerimizde uygulanmaktadır.

21- AMELİYATSIZ SATEN YÜZ GERME :

22- SOMON DNA Gençlik aşısı :

23- LAZERLE KILCAL DAMAR TEDAVİSİ :

24- LAZERLE YÜZ GENÇLEŞTİRME :

25- HAMİLELİK ÇATLAKLARININ TEDAVİSİ :

26- LAZERLE GÖZKAPAĞI ESTETİĞİ :

27- PRO-AKTİF MEDİKAL CİLT BAKIMI :

28- BESLENME VE DİYET :

29- BÖLGESEL İNCELME :

30- SELLÜLİT :

31- PODOLOJİ (EL- AYAK-TIRNAK BAKIMI) :

32- SAÇ EKİMİ :

33- SAÇ DÖKÜLMESİNE KARŞI PRP :

Klinik Dermatoloji

DERİNİN MANTAR HASTALIKLARI

Yüzeyel ve derin mantar enfeksiyonları olmak üzere başlıca iki gruba ayrılmaktadır. En sık görülen şekli yüzeyel mantar enfeksiyonlarıdır. Tüm vücutta derinin olduğu her lokalizasyonda görülebildiği gibi bazı mantar enfeksiyonları belli yaş gruplarında ve spesifik deri bölgelerinde görülebilirler. Derinin yüzeyel mantar infeksiyonlarınaüç cinsdermatofit neden olur: Trichophyton, Microsporum ve Epidermophyton. Daha az sıklıkta nondermatofit mantarlar (örn. Malasseeziafurfur) ve kandida türleri yüzeyel deri infeksiyonu etkenleri olarak karşımıza çıkmaktadır.

Epidermis dediğimiz derinin en üst tabakası, saç, tırnak gibi keratinize dokuların yüzeyel mantar infeksiyonlarınadermatofitozis adı verilir .Dermatofitozis tutulan vücut bölgesine ( tineacapitis, tineacorporis vb.) göre isimlendirilir. Dermatofitlerde saç fırçası, şapka vb. aracılıyla indirekt yayılım söz konusudur . Derinin mantar infeksiyonları toplumda oldukça sık görülür. Tüm dünyada en sık rastlanan cilt hastalıkları arasında ikinci sırada yer almaktadır. Bireylerin hayatları boyunca mantar enfeksiyonuna yakalanma oranı %10–20 olarak tahmin edilmektedir . ileri yaş, erkek cinsiyet, kötü hijyen, yurtta kalma, annede düşük eğitim düzeyi, ailede dermatofitozis öyküsü ve düşük sağlık koşulları,bağışıklık sistem bozuklukları dermatofitozinfeksiyonlarıyla ilişkili bağımsız birer değişken olarak tanımlanmıştır . yüzeyel mantar enfeksiyonları saç sakal,ağız ve burun kenarları boyun koltuk altı meme altı genital bölge tırnak başta olmak üzere derinin her lokalizasyonunda görülebilir. Dermatofitinfeksiyonlarında tanı yöntemleri :

  • Potasyum hidroksit (KOH) mikroskopi
  • Wood ışığı
  • Mantar kültürü
  • Deri veya tırnak biyopsi

Bazı mantar enfeksiyonları cilt yüzeyine uygulanan topikal ajanlarla tedavi edilebildiği gibi dirençli ve kompleks mantar enfeksiyonları hastane koşullarında ciddi takip ve tedavi gerektiren klinik varyasyonlar şeklinde karşımıza çıkabilirler.

Yeni yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi Dermatoloji kliniği cildinizde mantar enfeksiyonu oluşmaması için yapmanız gerekenler konusunda koruyucu önlemler almanızı eğer cildinizde mantar enfeksiyonu oluşmuş ise kesin tanı tedavi ve takip süreçlerinde en üst seviyede sağlık hizmeti sunmaktadır.

SEDEF HASTALIĞI (PSÖRİAZİS)

Psoriasis, sınırları keskin eritemli-skuamlı (kızarıklık ve pullanmalar) plaklarla karakterize, kronik, inflamatuar bir hastalıktır. Normal bireylerde ortalama %1-3 oranında görülmektedir. Hastalığın yaşam boyu sürmesi, kesin tedavisinin olmaması yaşam kalitesini olumsuz yönde etkilemekte ve hastalar uzun süre ilaç kullanmak zorunda olduklarından tedaviye uyumları da azalabilmektedir. Bu nedenle sedef hastasının tedavi ve takibi çok önemlidir .

Klinik tipe, hastalığın şiddetine, süresine, önceki tedaviler ve yanıtına göre değişebilmektedir. Lezyonların lokalizasyonu, tipi, yaygınlığı şiddeti önemlidir. Bunun yanında hastanın kişisel özellikleri, aile öyküsü, tetikleyici faktörlerin varlığı, eşlik eden hastalıklar, eklem tutulumu, hastanın psikososyal durumu, beklentileri büyük önem taşımaktadır. Hastaya uygulanacak tedaviyi belirlemede en önemli kriter hastalığın şiddetidir.Sedef hastalığının şiddetini belirlemede kullanılabilecek en basit yöntem lezyonun “Vücut Yüzey Alanı” na oranıdır. Bu kritere göre %3’lük bir tutulum varsa hastalık hafif, %3-10’luk tutulum orta, %10 ve daha fazla tutulum şiddetli olarak kabul edilir. Şiddetin belirlenmesinde hastanın günlük yaşamındaki olumsuzluklar, iş göremezlik, anatomik lokalizasyon da dikkate alınması gerektiğinden Vücut Yüzey Alanı oranı her zaman yeterli olamayabilir.

Sedef hastalarının tedavisi:

Sedef hastalarının klinik şiddeti, yaşı, cinsiyeti, hastalığın yaygınlığı, süresi, eşlik eden hastalıkların varlığı, beraberinde eklem tutulumun olup olmaması tedavi seçeneklerini değiştirmekle beraber çoğu hastalar deri yüzeyine uygulanan topikal ajanlara iyi sonuç vermektedirler.

Yüzeyellokal tedaviler:

  • Sistemik tedaviler
  • Fototerapi ( Dar Band UVB - PUVA )

Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa hastanesinde sedef hastalarının tedavilerinde kullanılan fototerapi ile kesin sonuç alabilirsiniz. Dar Band UVB (311-313 nm) denilen PUVA tedavisi hücrelerin çoğalmasını sağlayan fonksiyonları baskılayarak etki etmektedir. Bu sayede hastalarımızın çoğu yoğun ve ağır sistemik tedaviye ihtiyaç duyulmadan tedavi edilebilmektedir.

EKZEMALAR

Ekzema, dışarıdan gelen veya içten kaynaklanan bazı faktörlerin tetiklemesine bağlı deride oluşan ödem, kaşıntı, sulantı, kızarıklık, kepeklenme ve kümelenmiş papüloveziküllerle karakterize bir hastalıktır. Ekzema terimi köpürmek, kaynayarak dışarı çıkmak anlamına gelen yunanca “ekzein” kelimesinden türemiştir. Burada derideki su kabarcıklarının yüzeye açılmasıyla kaynayan bir sudaki hava kabarcıklarının yüzeye çıkmasının benzerliği kastedilmiştir. Ekzema, “mayasıl” ve “dermatit” gibi isimlerle de anılmaktadır. Dermatit ve ekzema klinik tanıları sıklıkla birbirinin yerine kullanılsa da dermatit terimi derinin yüzeyel tabakasının inflamasyonla birlikte olan tüm klinik tabloları içine alır. Akut seyirli, hızla gerileyen derinin yüzeyeltabakasının inflamasyon için dermatit terimi, kronik seyirli ve kendiliğinden gerileme eğilimi daha az olan inflamasyonda ise ekzema ya da ekzematöz dermatit terimi tercih edilmektedir. Ekzema tüm dermatolojik hastalıklar içerisinde %15-25 ile ilk sırada görülen yaygın bir hastalıktır. Ekzema erken evrede genellikle belirgin küçük grupe veziküller içeren kırmızı ödemli plak şeklinde kendini gösterir. Subakut evrede, skuamlı veya kabuklu eritematöz plaklar vardır. Takip eden süreçte bu lezyonlar kuru gri pullar ile kaplanır veya likenifiye olur. Birçok ekzematöz reaksiyonda şiddetli kaşıntı en belirgin semptomdur. Kaşıntı özellikle geceleri, fiziksel aktivitelerde ve sıcak ortamda daha belirgindir.

Ekzema çeşitleri:

  • İrritankontakt dermatit
  • Akut irritankontakt dermatit
  • Kronik kümülatifirritankontakt dermatit
  • Diaper dermatit
  • Pitiriyazissimpleks
  • Asteatotikekzema
  • İntertrijinözekzema
  • El ve ayağın hiperkeratotikekzeması
  • Allerjikkontakt dermatit
  • Fotodermatit
  • Atopikekzema
  • Seboreikekzema
  • Numulerekzema
  • Gravitasyonelekzema
  • Dizhidrotikekzema
  • Ekzemalarda klinik bulgular :
  • Kaşıntı
  • Çocuklarda yüz bölgesi, el kol ve bacakları iç yüzlerinin tutulması
  • Erişkinlerde fleksurallikenifikasyon
  • Kişisel veya ailesel atopihikayesi (astım, alerjik rinit, atopik dermatit)
  • Kserozis
  • İhtiyoz
  • Avuç çizgilerinde artma
  • Keratozispilaris
  • IgEreaktivitesi (Tip I aşırı duyarlılık reaksiyonları prick test pozitifliği)
  • Serum IgE düzeyinde artış
  • Erken başlangıç yaşı
  • Deri enfeksiyonlarına eğilimin artması (S.aureus ve H. Simplexinfeksiyonları)
  • Nonspesifik el veya ayak dermatitlerine eğilim
  • Meme başı ekzeması
  • Keilitis
  • Rekürrenkonjonktivitis
  • Dennie-Morgan (alt göz kapağı) çizgisi
  • Keratokonus
  • Anteriorsubkapsüler katarakt
  • Orbita renginin koyulaşması
  • Yüzde donukluk, yüzde eritem
  • Pitriyazisalba
  • Terlemeye bağlı kaşıntı
  • Yün ve lipid çözücülere intolerans
  • Gıda intoleransı
  • Beyaz dermografizm
  • Emosyonel ve çevresel faktörlerin ekzemayı şiddetlendirmesi
  • Folikül çevrelerinin belirginleşmesi

Özel Gaziosmanpaşa Hastanesi dermatoloji kliniğinde bilgisayarlı dermatoskop ile ekzama hastalarının klinik takipleri yapılmakta ve tedaviye cevapları belirli periyotlarla izlenmektedir.Bu sayede hastaların güvenli ve hızlı bir şekilde sağlıklarına kavuşturulması hedeflenmiştir. Ayrıca bir çokekzamanın sebebi olan alerjik ajanlara yönelik deri ve kan testleri ile hastalığın kaynağına yönelik tanı ve tedavi şemaları başarıyla uygulanmaktadır.

SAÇ DÖKÜLMELERİ ( ALOPESİ) ve SAÇ HASTALIKLARI

Saç dökülmelerinin nedenlerini :

  • Genetik yatkınlık
  • Kıl follikül gelişimi bozuklukları
  • Sistemik hastalıklar ve bağışıklık sistemi bozuklukları
  • Hormonal bozukluklar
  • Saçlı deri hastalıkları
  • İlaçlar

Normalde, erişkinde günde 50-100 adet istirahat dönemindeki saç tarama, yıkanma veya çekmeye bağlı olarak dökülür. Bu dökülmeler 2 aya kadar sürebilir ve yılda 3 kez siklik olarak tekrarlar. Saç dökülme süresinin 2 ayı alması patolojik bir süreç olup, bazı incelemelerin yapılmasını gerektirir

Yeni Yüzyıl Üniversitesi Gaziosmanpaşa Hastanesi dermatoloji kliniğinde bilgisayarlı saç ve saçlı deri analizi ile saç kaybı sebepleri araştırılmakta, her bir hastaya özel altta yatan probremleri ortaya çıkarmak vePUVA , PRP, mezoterapi saç ekimi dahil bir çok alternatif ve modern tedavi yöntemlerini multidisipliner bir yaklaşımla hastalara sunmaktadır.

BEL SOĞUKLUĞU, FRENGİ (SİFİLİZ )

Sifiliz, sadece insanda hastalık yapan Treponemapallidumsubsp. pallidum‟un etken olduğu sistemik bir enfeksiyon hastalıktır. Başlıca cinsel yolla bulaşır. Ayrıca anneden bebeğe ya da kan transfüzyonu ile de bulaşabilir. Tedavi edilmediği durumlarda ileri evreleri söz konusudur .Sifiliz, cinsel yolla bulaşması nedeniyle halk sağlığını yakından ilgilendirmektedir. Enfeksiyöz evrelerde olguların erken tanısı ve tedavisi ile hastalığın yayılması azaltılabildiği için kontrol programlarında laboratuvar tanısı önem kazanmaktadır. Hastalığın mikrobiyolojik tanısında etkenin mikroskopik olarak gösterilmesi mümkün olmakla birlikte, tanıda sıklıkla serolojik testler kullanılır. Sifiliz hastalığının son 30 yılda tüm dünyada görülme sıklığında artış olmuş ve 2000‟li yıllarda halk sağlığı sorunu olarak kabul edilmiştir. Sifiliz ülkemizde bildirimi zorunlu bir hastalıktır. Cinsel yolla bulaşan diğer enfeksiyonlar için de geçerli olduğu gibi; sifilizin toplumda yayılma eğilimi HIV‟in yayılma eğiliminin bir göstergesi olarak kabul edilmektedir.

Klinik bulgular birincil, ikincil, üçüncül ve konjenital evrelerine göre değişir.birincil evrede; sıklıkla genital bölgede, genellikle tek ve ağrısız ülser vardır ve lokal lenf bezlerinde büyüme ile birliktedir. İkincil evrede; vücutta yaygın döküntüler (el ve ayak tabanları dahil olmak üzere), kondiloma, alopesi, lenf bezi büyümeleri, fokal nörolojik bozukluklar görülebilir. Üçüncül evrede; karaciğer, cilt, kemik ve diğer organları tutan iltihabi lezyonlar; ayak bozuklukları, genel his kaybı gibi nörosifiliz tablosu; aort anevrizması, aort kapak yetmezliği veya kardiyovasküler bozukluklara rastlanabilir. Latent dönem; klinik olarak bulguların ortadan kalktığı asemptomatik dönemdir, sadece kan testlerinde hastalığın tespit edilebildiği dönemdir. Erken (ilk 1 yıl) ve geç (1 yıldan sonra) olmak üzere iki dönemdir. Doğumsal ( Konjenital) sifiliz; asemptomatik olabildiği gibi ölümle de sonuçlanabilir. Erken dönemde düşük, erken doğum, beyin iltihabıt, yaygın cilt döküntüleri, karaciğer bozukluğu, organ yetmezlikleri, uzun kemiklerde enfeksiyon, diş anormallikleri, keratit, işitme kaybı olabilir.

Sifiliz hastalığının tanısında klinik bulguların yanında ;

  • Mikroskopik inceleme - (Karanlık alan mikroskopisi)
  • Direkt Floresan Antikor Testi (DFA-TP)
  • Seroloji k testler: VDRL, RPR ,TPHA, TPPA, FTA-ABS, FTA-ABS IgM, Western blotting
  • PCR testleri kullanılmaktadır

DERİ KANSERLERİ

Melanom dışı deri kanser çeşitleri :

Bazal Hücreli Karsinom (BHK): Derideki bazal hücrelerden gelişen, en sık karşılaşılan ama en az tehlikeli olan deri kanseridir.

Skuamöz Hücreli Karsinom (SHK): Derideki keratinositlerden gelişen ikinci sıklıkla görülen deri kanseridir.

AktinikKeratoz (AK): SHK gelişiminden önceki basamak olarak kabul edilir ve SHK’e dönüşme potansiyeli vardır.

Deri kanserleri görünümleri ve özellikleri :

Bazal hücrelikarsinom: En çok güneşe maruz kalan deri bölgelerinde görülür. Genelde küçük, kırmızı veya deri renginde, parlak kenarlı bir kabartı gibi belirir ve ilerleyen zamanda deride tekrarlayan sıyrılma, yara, kanama ve kabuklanmalar olur. Yavaş büyürler ve vücudun diğer yerlerine hemen hiç yayılmazlar ancak tedavi edilmezlerse derin bir yaraya dönüşerek alttaki dokulara zarar verebilirler.

Squamoz (yassı ) hücreli karsinom: Sıklıkla baş ve boyunda görülür ve özellikle kulak, dudak ve eller ile kolların arka yüzünde gelişme eğilimindedir. BHK’lara benzeyebilir ancak daha kabarık ve kabukludurlar. Bu deri kanseri BHK’a göre daha riskli olup lenf nodlarına ve diğer organlara yayılabilir ve ölümle sonuçlanabilir.

AktinikKeratoz: Çoğunlukla lezyonlar güneşe maruz kalan bölgelerde, en sık yüz ve el sırtlarında görülür. Sert yüzeyli, üzeri pürtüklü hissedebilen küçük pembe, kırmızı ya da kahverengi lekeler şeklindedir. SHK’ya dönüşme potansiyeli nedeniyle tedavi edilmesi gerekir. Bu kanserler ilerleyen yaşla birlikte daha sık görülür. Açık tenli kişilerde daha fazla oluşur, bunlar sürekli yanan ama bronzlaşmayan kişilerdir. En önemli risk faktörü zararlı güneş ışınlarıdır. Güneşten en çok etkilenenlerin başında çocuklar gelir. Özellikle çocukluğunda çil öyküsü olan ya da sık veya şiddetli güneşe maruz kalan çocuklarda, erişkin çağda deri kanseri gelişme riski daha fazladır. Ailede veya kendisinde deri kanseri öyküsü bulunan kişilerde de risk daha fazladır. Güneş altında uzun süre vakit geçirenler (iş, hobi, vs); yaz tatillerinde uzun süre güneş banyoları ve solaryuma gidenlerde de risk fazladır. Bağışıklık sistemi zayıflamış olanlar; organ nakli yapılmış kişiler; bazı kalıtsal hastalığı olanlarda (albinizm, kserodermapigmentozum, Gorlin Sendromu gibi) da deri kanseri gelişme riski daha çoktur.

Deri kanserlerinde erken tanı kesin tedavinin ilk ve en önemli adımıdır. Derideki görülebilen bazı değişiklikler kanser açısından uyarıcı olabilir. Deri üzerinde zaman zaman açılıp kapanan bir yara ya da kabarıklık deri kanseri belirtisi olabilir. Buna kaşınma, akıntı, kanama ve kabuklanma eşlik edebilir. Derideki bir kabartı veya lekenin büyümesi, şeklinde yada renginde değişiklik olması durumunda veya iyileşmeyen yaralarda cilt hastalıkları uzmanına muayene olunmalıdır. Uzman hekim klinik muayenenin yanısıra deri lezyonlarındaki değişiklikleri daha ayrıntılı olarak gösterebilen ve deri kanserleri tanısını daha kolay hale getiren dermoskopik inceleme (bilgisayarlı ya da el cihazı) ile erken tanıya ulaşabilir.

Bilgisayarlı Dermoskopik inceleme derinin Bilgisayarlı Dermoskop adı verilen bir cihazla incelenmesi yöntemidir. Dermoskop, özel ışık sistemi olan bir büyüteç gibi düşünülebilir. Bu cihaz bir bilgisayara bağlı olarak çalışır ve alınan görüntüleri depolama özelliği vardır. Böylece hekim derinin üst tabakalarını detaylı görebilmekte önceki görüntüleri ile karşılaştırma yapabilmekte böylece daha kolay ve doğru tanı koyabilmektedir. Hastaların uzun süren klinik takipleri kolaylıkla yapılabilmektedir. Kanserli alanın boyut derinlik hacim gibi fiziksel özellikleri yanı sıra yayılım ve büyüme davranışlarıdamikroskopik düzeyde ve ayrıntılı olarak değerlendirilmektedir Bilgisayarlı dermatoskop sayesinde deri kanserlerinin tanı, tedavi ve ameliyatları sonrası takipleride güvenle yapılmaktadır.

Deri kanserlerinde birinci tedavi seçeneği cerrahi tedavi yani kanserli kısmın ameliyat ile çıkarılmasıdır. Kanser cerrahisinde birinci amaç kanserli kısımların tamamının çıkarılabilmesidir. Bunun yanında elektrokoterizasyon ve küretaj, kriyoterapi, fotodinamik tedavi, topikal kremler (İmiquimod, 5- florourasil gibi) de kullanılabilir. Eğer cerrahi olarak çıkarılabilmesi mümkün olmayacak kadar genişlemiş ya da kontrol edilemeyecek şekilde diğer bölgelere ya da organlara yayılım olmuşsa, radyoterapi (ışın tedavisi) ve kemoterapi (ilaç tedavisi) gibi diğer yöntemlere başvurulur. Ayrıca alternatif tedavi yöntemleri de uygulanabilir.

HAMİLELİK LEKELERİ

GEBELİKTE CİLT DEĞİŞİKLİKLERİ

Gebelik süresince önemli ve karmaşık bir takım bağışıklık, metabolik, hormonal ve vasküler değişiklikler meydana gelir. Bu değişiklikler gebenin derisinde fizyolojik ve patolojik bir takım süreçler başlatır. Gebelik süresince oldukça yaygın olarak ortaya çıkan derideki değişlimler, bazen anne adaylarında ciddi sinirsel bozukluklara yol açabilir. Gebelikte ortaya çıkan cilt değişiklikleri döllenmiş yumurtanın rahim içine yerleşmesiyle başlar lohusalık dönemine kadar devam eder ve hormonal değişikliklere paralel seyir izler.

Gebelikte görülen değişiklikler:

Lekeler ve Pigmentasyon Değişiklikleri; En sık görüleni deride kahverengi lekeler (hiperpigmentasyon) ve melazmadır. Pigmentasyon artışında ve lekenmelerdenprimer olarak östrojen ve progesteron hormonları sorumludur Birçok kadın gebelik süresince deri renginde yaygın koyulaşma oldu¤unu ifade eder. Bu değişim, koyu saçlılarda açık renk saçı olanlara göre daha belirgindir. Pigmente olan areola, meme uçları, genital ve aksiller bölge daha koyu görünüm alır. Gelişen leke ve pigmentasyon doğum sonrası geriler ama tamamen gebelik öncesi duruma dönmesi beklenmez. Yüzde maske benzeri pigmentasyon ile karakterize melazma, gebelerin %50’sinden fazlasında gelişmektedir. Genellikle koyu tenlilerde ve gebeliğin ikinci yarısında ortaya çıkmaktadır. Yüzde; simetrik yerleşimli, düzensiz ve keskin pigmentasyonşleklindedir. Melazma, doğum sonrasında tamamen geriler, bazen de kalıcı olabilir. Sonraki gebeliklerde veya doğum kontrol hapı kullananlarda tekrarlayabilir. Ultraviyole veya görünür ışık melazmayışiddetlendirebilir veya kalıcı olmasına neden olabilir.

Kıl değişiklikleri; Gebe kadınların hemen hepsinde değişik derecelerde hirsutizm dediğimiz aşırı kıllanma gelişir. Çoğunlukla yüz, pubik bölge ve daha az olarak ekstremite ve sırtta görülür. Bu aşırı kıl gelişimi gebeliğe bağlı endokrin değişiklikler sonucu meydana gelmektedir. Birçok kadın gebelik süresince saçlarının gürleştiğini ifade eder. Bu durumun, saçlı deride uzamış anajen faza bağlı olduğu ileri sürülmektedir. Doğumdan sonrasında ise çok sayıda kıl telojen faza geçer ve yaygın saç kaybıyla sonuçlanır. Bu dökülme genellikle 1-5 ay sürer1 .Gebelikde gelişen kıl değişikliklerinden biride erkek tip androjenikalopesiyi andırır bu durum, doğum sonrasında eski hale dönmeyebilir. Ayrıca bazı kadınlarda gebeliğin ilerleyen dönemlerinde saç tellerinde genel bir incelme görülebilir.

Tırnak değişiklikleri ; Gebe kadınlarda tırnak cisminde kırılganlık, tersoluklanma, tırnak ucu veya kökünde kalınlaşma görülebilmektedir. Ayrıca, tırnak uzama hızı bu dönemde artmıştır.

Salgı bezlerindeki değişiklikler; Gebelik sürecinde ter ve yağ bezlerde fonksiyon artışı görülürken, ter bezlerde fonksiyon azalması gözlenmektedir. El içi ayak tabanında terleme azalmasına karşın, gebelikte ekrin ter bezi aktivitesinde belirgin bir artış söz konusudur

Bağ Doku Değişiklikleri En yaygın görülen bağ doku değişikliği karın kalça popo bölgesi meme bölgesinde görülen çatlaklıklardır. Gebe kadınların yaklaşık %90 ında ve gebeliğin 6-7 . aylarında görülmeye başlar . Gebelik sonrası cilt ve ciltaltı dokunun kendini kısmen toparlamasıyla birlikte azalmış gibi görünse de çatlaklar müdahale edilmedikçe asla ortadan kalkmazlar. Cilt sarkmaları çatlaklar ve ameliyat izlerinde son derece başarılı medikal uygulamalar yanı sıra özel Gaziosmanpaşa hastanesi olarak ileri teknoloji ürünü lazer cihazları kullanarak hastalarımıza yardımcı olmaktayız.

Damarsal (Vasküler) Değişiklikler ; Gebelikte oluşan damarsal değişikliklerden yüksek düzeyde artmış östrojen ve tiroid hormonları sorumlu tutulmaktadır. Yüzeyelkızarıklık , Spider anjiyom , avuç içi kızarıklıkları,Hemanjiyom, Varisler, Hemoroid, Ödem, damar-sinir paketi bozuklukları ,Purpura gibi damar genişlemeleri, kılcal damarlarda artış ve kızarıklık sıcak-soğuk basması küçük kırmızı renkli lezyonlar gibi değişiklikler en sık görülenlerdir. Vasküler değişikliklerin bir çoğu doğum sonrası kalıcı olabilmekte ve 4-6 mm genişliğine kadar olan bu lezyonların çoğu 1064 nmlik dalga boyuna sahip lazer cihazları ile uygun doz ve sürelerde uygulandığında tedavi edilebilmektedirler.

İLAÇ ALLERJİSİ

İlaç alerjisi ilaçların yan etkileri veya istenmeyen etkileri arasında başı çekmektedir. İlaçların Yan etkilerinin, bir ilacın proflaksi yani tedavi edebilen dozu, tanı ve ya tedavi amacıyla kullanımı sonucu gözlenen istenmeyen-zararlı etkileri olarak tanımlamıştır. Her ilaç kişiden kişiye değişmek üzere az veya çok oranda zararlı (toksik) etki oluşturur. Bütün toksik (zehirli) reaksiyonları yaklaşık %15 ini ilaç alerjileri oluşturur. Allerjik reaksiyonlar kişinin ilacı ilk kez kullanmasında ortaya çıkar diye bir kural yoktur ilaç alındıktan 7-15 günlük bir süre içinde vücut ilaca karşı antikor üretir ve duyarlı hale gelir. İlacın tekrar alınması durumunda alerjik reaksiyon hassas kılınmış kişilerde görülebilir.Ancak kişi bazen ilacı, metabolitlerini bileşenlerini veya benzer yapıdaki bir maddeyi farkında olmadan (örneğin yiyecek içecekler ) almış ve duyarlı hale gelmiş olabilir.

Allerjik reaksiyon ilacın dozuyla ilişkili değildir

İlaç dozuna bağlı olarak gelişen yalın toksik etki artarken ilaç reaksiyonu doza bağımlı değildir.

İlaç alerjilerinde belirtilerin niteliği kişisel değişkenlikler gösterebilir. Kan tablosu ve cilt ile ilgili bazı belirtiler (örneğin kaşıntı, ürtiker, anjioödem, çeşitli damarsal lezyonlar ve kanda alerji belirtisi olan hücrelerin artışı reaksiyonun alerjik nitelikte olduğunu gösterir.

İlacın yapısı, dozu, ilacın veriliş yolu, ilaca maruz kalma şekli, yaş,cinsiyet, atopik cilt gibi alerjik zemin,kişinin geçmişi, kişinin kronik hastalıkları alerjik reaksiyonunun klinik özelliklerini değiştiren başlıca faktörlerdir.

İlaç alerjilerinde ; Sistemikanaflaksi dediğimiz vücudun tamamını ilgilendiren bir reaksiyon, solunum yollarını daraltan bronkospazm, anjiyoödem ve deri üzerinde şişlik kızarıklık kaşıntı ile karakterize ürtiker plakları şeklinde belirtilere sebep olabilir.

İlaç alerjileri acil müdahale gerektiren hastanede yoğun bakım koşullarında tedavi ve bakıma ihtiyaç duyulan tedavilerle ayaktan oral olarak poliklinik koşullarında basitçe tedavi edilebilen geniş bir klinik yelpazeye sahiptir. Mutlaka ilgili uzmanlık alanlarındaki doktorlar tarafından tedavi edilmeleri gerekir.

AKNE & ERGENLİK SİVİLCELERİ

Yüz, boyun, sırt ve gövdede yer alan, yağ bezlerinin aşırı aktivitesinden kaynaklanan, zaman zaman içi iltihaplı olabilen sivilcelerdir. Ergenlik döneminde en sık görülen cilt hastalığıdır. 12- 20 yaşları arasındaki bireylerin yaklaşık %45’ında görülür. Oluşumunda birçok faktör rol oynar. Genetik olarak yatkın kişilerde yağ salgısının deri dışına atıldığı kıl-yağ bezi kanalında kalınlaşma ve buradaki hücrelerin yapışkanlığından dolayı kanalın tıkanmaya meyilli olması önemli bir faktördür. Diğer faktörler ergenlik döneminde artan yağ salgısının ( sebum) bu kanalda birikerek komedon adı verilen siyah ya da beyaz noktaları oluşturmasıdır. Gözeneklerin tıkanmasında genetik faktörler kadar fiziksel faktörler de rol oynar. Fiziksel faktörler arasında sürülen yağlı kremler, sıcak hava, terleme artışı, makyaj ve uygun cilt temizleyicilerin kullanılmaması sayılabilir. Akneye yol açan diğer sebepler arasında ise; bu tıkanan gözeneklerdeki sebuma bakterilerin yerleşmesi ve burada bir inflamasyona neden olması gelir. Bu şekilde oluşan akneli ciltte kızarıklık ve iltihaplanmış sivilceler görülebilir. Yüksek glisemik indeksi olan gıdalar; patates, beyaz ekmek, beyaz pirinç, beyaz şeker, işlenmiş meyve suları, muz (olgun), karpuz, krakerler, mısır cipsi ve mısır gevreğidir. Bunun dışında bazı hastalar çekirdek, yağda kızartma, çikolata gibi yağlı, kalori değeri yüksek ve hemen kana karışan gıdaları tükettikten sonra akne şiddetinde bir artma olduğunu söylemektedirler, bu hastaların akne şikayetini arttırdığını düşündüğü bu tip gıdalardan uzak kalmasında fayda vardır.

Eğer bayan hastada akne ergenlik döneminde olmadığı halde ileri yaşta başlıyorsa, beraberinde adet düzensizliği, kilo vermede zorlanma, çene, karın, sırt ve meme başı çevresinde aşırı kıllanma şikayetlerinden bir veya birkaçı varsa hormon bozukluğu açısından değerlendirilmesi gerekir. Bu hastalarda özellikle yumurtalık kisti, yani polikistikover hastalığından şüphelenilir. Bu hastalıkta sivilce şikayeti oldukça dirençlidir. Adet dönemlerinde çoğu kadında akne şikayeti olabilir bu durum hormonların neden olduğu doğal bir süreç olup bir hastalık belirtisi değildir. Ayrıca gebelikte de hormonların etkisiyle akne şiddetlenebilmektedir

Akneyi sıkmak, oynamak kesinlikle önerilmez . Bazı akne tiplerinde ancak doktor gözetiminde akne lezyonları boşaltılabilir. Kurcalanan aknede iltihap yayılabileceği gibi iz kalma riski de artar.

Akne tedavisi hastalığın şiddetine yerine ve yaygınlığına bağlı değişmekle beraber . Hafif aknelerde sadece yıkama ürünleri ve kremler yeterli olabilirken orta-ağır aknede ve hormonal aknede ağızdan hap kullanımı gerekir. Bu haplar arasında en çok kullanılanlar antibiyotikler, A vitamini türevi ilaçlar ve doğum kontrol ilaçlarıdır, fakat bunlar doktor gözetiminde ve kontrolünde uygulanmalıdır. Bunun dışında lazer tedavisi, kimyasal cilt soyma (peeling), deri içine iğneyle ilaç verilmesi de kullanılan yöntemler arasındadır. Unutulmaması gereken her hasta birbirinden farklıdır ve her hastanın tedavisi ayrıdır.

Akne (sivilce ) tedavisi ve öneriler ;

Hastalara deriyi temizleyecek çok sayıda temizleyici kozmetolojik ürünler, gül suyu, soda ve sabunlar cildi desteklemek için önerilmektedir.

Komedolitikler dediğimiz komdon çözücüler (azelaik asit, retinoik asit, benzoil peroksit, salisilik asit vb), çeşitli antibiyotikler (tetrasiklin, nadifloksasin, klindamisin, sodyum sulfasetamid, azitromisin) veya bunların kombinasyonları doktor gözetiminde önerilmekte ve belli bir süre kullanılmaktadır.

Ağır ve uzun süren diğer yöntemlerle tedavi edilemeyen olgular sistemik tedavilerle tedavi edilmektedir. Bu tedaviler antibiyotikler (azitromisin, tetrasiklin) ve vitamin A derivesi olan izotretinoin tedavisidir. Bu ilaçların da ne kadar kullanılacağına dermatolog karar vermelidir. İzotretinoin Tedavisi: İzotretinoin (Roaccutane®, Zoretanin®, Aknetrent®) tedavisi piyasada bilinen tüm akne formlarına etkili olan tek tedavidir. Tedaviden sonra pek çok hastada kesin çözüm sağlamakta, daha sonra lezyonların tekrarlamasını azaltmaktadır. Diğer tüm tedavilerden sonra rekürens veya relaps dediğimiz hastalığın tekrarlaması görülürken izotretinoin tedavisinden sonra çok daha az hastada tekrarlamaktadır. Bu tedavi çok etkili olmasına rağmen çeşitli yan etkileri de olabileceğinden mutlaka dermatoloji uzmanı tarafından takip edilmelidir. Doğurganlık yaşında olan bayanların en az iki korunma yöntemiyle korunmaları önerilmektedir. Tedavi öncesi mutlaka gebelik testi yaptırılmalıdır, tedavi boyunca gebelik testi yapılması istenebilir. Tedaviyi kestikten 2 ay sonra gebe kalınabilir.

Akne (sivilce ) ve akne izi tedavisinde lazer kullanımı: Gerek aktif akne gerek aknenin iyileştikten sonra ciltte bıraktığı izlerin tedavisinde şeçitl ışık tedavileri ve ya lazer tedavileri kullanılmaya başlanmıştır. Bu amaçla KTP (potassiumtitanylphosphate) lazer, 585 ve 595-nm pulseddye lazer, diod lazer, radyofrekans ve fototerapi ile ilgili yapılan çalışmalar bulunmaktadır. Özellikle akne skarlarının tedavisinde ablatif (deriyi soyarak tedavi eden) ve nonablatif (deriyi soymadan uygulanılan) lazerler başarıyla uygulanmaktadır.

Akne kronik olması, psikolojik stres oluşturması, tedavi edilmeyince kalıcı izler bırakabilmesi nedeniyle tedavi edilmesi gereken bir hastalıktır. Eşlik eden farklı hastalıkların bulunabilmesi, bazı ilaçların akne oluşturması ve piyasada uygunsuz çok sayda ürünün akne tedavisinde denemesi gibi pek çok nedenden dolayı mutlaka bir doktor tarafından tercihen de (özellikle şiddetli olgular) dermatoloji uzmanı tarafından tedavi edilmesi gereken hastalıktır. Tedavi için başvuruda bulunmayan hastalar genellikle hastalığının geçeceğine dair inancını yitiren veya akneyi bir hastalık olarak görmeyip tedavisiz geçeceğini düşünen kişilerdir. Bu yüzden beden ve benlik kaygısının yüksek olduğu ergenlik döneminde görülen, hastaların psikolojisini de etkileyen bu hastalığın tedavi edilebilir bir hastalık olduğunu bilmeli ve dermatoloji uzmanına başvurarak uygun tedavi yollarını araştırmalıdır. Akne tedavisinde birçok yöntemi çeşitli kombinasyonlarda uygulayarak tedavi edilebilmektedir

CİLT BENLERİ

Benlerin değerlendirilmesi & Bilgisayarlı dermoskop ( FotoFinder ) ile ben takibi

Dermatoloji kliniğimizde doğuştan yada sonradan gelişen benler ve vücut lekeleri olan hastalarımızıFotoFinder HD bilgisayarlı dermoskop ile takip etmekteyiz. Her bir hastanın güneşe hasasiyeti, güneşte bronzlaşma yeteneği ve güneş yanığı gelişme riski, mesleki ve sosyal alışkanlıklar nedeni ile güneşe maruz kalma sıklılığı ve süresi, çocukluk döneminde(14 yaş altı) güneş yanığı yaşam öyküsü, solaryum kullanma sıklığı ve süresi, daha önce tedavi amaçlı alınan ışık tedavilerinin varlığı ve detayları, daha önce medikal olarak tanımlanmış anormal ben varlığı, 50 den fazla ben varlığı, doğumsal 10 cm2 den büyük ben varlığı, daha önce malingmelanoma geçirmiş olmak, ailesel ben ve deri kanserlerinin öyküsü gibi faktörler detaylı bir şekilde sorgulanarak risk gruplandırması yapılır. Bu sorgulamada sıklıkla MMRISK (Malin Melanom RİSK) sorgulamasını tercih etmekteyiz.

Klinik muayene yanısıra tüm leke ve benlerin vücut yerleşimine uygun genel fotoğraflaması, makro fotoğraflaması ve dermoskopik fotoğraflaması yapılmaktadır. Son yıllarda bunu son derece hızlı ve otomotik yapan teknolojiler geliştirilmeye başlandı. Klinik olarak bu teknolojilerden “Fotofinder sistemini” “kullanmaktayız.

FotoFinder sisteminin özellikleri.

Fotofinder sistemi tek bir beni veya belli bir vücut alanını değerlendirecek kadar kompakt ve tüm vücudu tarayacak kadar kompleks bir sistemdir.

Ben takibinde fotoğraf ve hasta bilgilerinin arşivlenmesi ve bunların standartizasyon son derece önemlidir. Özellikle fotoğraflama standartı yani fotoğrafların, çözünürlüğü, çekim mesafesi ve ışık gibi vb. FotoFinder sisteminde 72 megapixel üstü çözünürlükte çekim yapabilen bir kamera sistemi kullanılmaktadır. FotoFinder sistemi üzerindeki lazer mesafe ayarlayıcısı hastanın çekim mesafesini standart hale getirmektedir.

Özel bir bilgisayar programı ile entegre çalışan sistemde hasta boyu sisteme kayıt olarak girildiğinde sistemin üzerindeki SLR kamera otomatik olarak hastanın fotoğraflarını çekmektedir.

Çekimler özel vücut flaş sistemi ile 72 megapixel çözünürlükte, 20 standart vücut pozisyonunda toplam 3 dakikada tamamlanmaktadır.

Bu fotoğrafların alınması sonrası FotoFinder sisteminde “Body Scan- Vücut tarama” özelliği kullanılarak tüm vücut benleri otomatik olarak işaretlenmektedir. Bu özellik ben vücut taramasında inanılmaz zaman kazancı anlamına gelmekte ve benlerin muayenesinde hata payını azaltmaktadır.

Sonrasında işaretlenen benlerden istenenlerden HD özelliğe sahip dermoskop ile görüntüler alınarak işaretlenmektedir.

Dermoskopik görüntüleri olan benler otomatik olarak vücut haritasında işaretlenmekte ve kayıt edilmektedir.

Dermatoskopik değerlendirme doktor tarafından yapılabileceği gibi FotoFinder sistemi üzerinde gelen özel bir program sayesinde beni ABCDE değerlendirme kriterleine göre değerlendirmektedir. Ben için risk skoru çıkarmaktadır.

Hastanın tüm bilgileri güvenli bir şekilde arşivleneceği gibi döküman olarak hastaya verilebilmektedir.

Fotofinder bilgisayarlı HD ben tarama sisteminin kusuruz diğer bir özelliği hastanın benlerinin takip sürecinde ortaya çıkmaktadır. Ben vücut taraması kontrolüne gelmiş hastada tekrar ben vücut taraması yapıldığında eski veriler ile sistemin otomatik karşılaştırma yaparak yeni bir ben gelişimini otomatik belirleyebiliyoruz.

Bazı benler dermoskopik olarak takip edilmektedir. Bu takipte eski ve son çekilen dermoskopik fotoğraflar karşılaştırılarak benin değişim süreçleri çok daha iyi takip edilebilmektedir.

Fotofinder sisteminde kullanılan bir diğer özellikte HD dermoskop sisteminde FD lensin kullanılabilmesidir. Bu lens woodlight gibi kullanılabilen bir UV floresan led içermektedir. Özellikle malingmelanoma dışındaki cilt kanserlerinin yadaaktinikkeratozis gibi kanser gelişme riski taşıyan prekanseröz yapıları saptamak amacı ile kullanımaktadır. Öncelikle hastanın şüpheli lezyonuna 3-5 saat öncesinde ışık duyarlandırıcı sürülmektedir. Daha sonrasında FD lens ile lezyona bakılmakta ve floresans tutma yeteneğine göre lezyon tanısı konulmaktadır. Bu lens sistemi bu hastalıkların tedavi takiplerinde de kullanılmaktadır.

Doğumsal yada sonradan çıkmış ama zaman içerisinde değişim gösteren bir nevüsmelanoma için ciddi bir risk faktörüdür. Bu nedenle tüm benlerin kişisel takibi ve yılda 2 kez dermatolog tarafından tüm vücut ben değerlendirmesinin yapılması son derece önemlidir. İlk muayeneden 3 ay sonra muayene tekrarlanır. Sonra yıllık takiplere ömür boyu devam edilmelidir.

SAĞLIKLI CİLT VE MEDİKAL CİLT BAKIMI

Cilt bakımına ve cilt temizliğine önem vermek cildimizde yaşla birlikte meydana gelecek sarkma, kırışıklık, kuruma, matlaşma gibi olumsuz etkilerin azalmasına neden olacaktır. Çünkü cildimizi etkileyen birçok olumsuz faktör vardır bunların başında makyaj,stres, sigara, ultraviyole ışınlar, dengesiz ve sağlıksız beslenme,kirli hava koşulları gelmektedir.Tüm bu etkenler cilt yaşımızı olduğundan daha fazla gösterir.Her insanın cildi aynı özelliklere sahip değildir. Bu yüzden ilk önce cilt analizi yaptırarak cildinizin kuru, yağlı, ya da hassas olduğunu öğrenip doğru ürünlerle doğru tedavinin yapıldığından emin olmanız gerekmektedir. Ayda bir kere yapılan klasik medikal cilt bakımı yaklaşık 1-2 saat sürmekte olup sırasıyla temizleme, tonik, nemlendirme, peeling, buhar, maske, işlemleri uygulanmaktadır. Merkezimizde cilt bakımı yanı sıra hassas ve probremli ciltler için yüzeyeldermal Oksijen therapy Cihazı (Oxy-jet) ile çeşitli vitaminleri, cildi besleyici ve destekleyici maddeleri, cildin alt katmanlarına ulaştırıp cildinizin genç, parlak,daha az pürüzlü, canlı ve sağlıklı görünmesi sağlanmaktır.

Proaktif Medikal cilt bakımı, yüzeyeldermal oksijen kürleri, yoğun maske ve kimyasal peeling uygulamalarıyla cildinizi koruyoruz.

BAKIMLI BİR CİLDE SAHİP OLMANIN SIRLARI:

  • Günde en az 1.5-2 litre su için
  • Cildinize uygun kaliteli makyaj ürünleri kullanın
  • Sigara içmeyin veya hemen bırakın
  • Aşırı güneşlenmeyin UV ışınlardan korunun
  • Makyajınızı çıkarmadan uyumayın
  • Cildinizi sürekli nemlendirin
  • Her hafta bir yüzeyelpeeling yapın
  • 15 Günde bir maske uygulayın
  • Sivilce ve komedonları bilinçsizce sıkmayın
  • Uzun süre Klimalı ortamlarda bulunmayın
  • Üç günde bir eriyinceye kadar buz kalıbını cildinizde gezdirerek dolaşımı hızlandırın.
  • Düzenli vücut ve yüz egzersizi yapın

SEBOREİK EKZEMA &SEBOREİK DERMATİT

DERİDE YAĞLANMA, KEPEKLENME TEDAVİSİ

Seboreikdermatit yaygın bir hastalıktır. Toplumun yaklaşık %5 inde bu hastalık vardır. Özellikle saçlı deri, kaş, göz kapakları, kulak ve göğüs ortasında kırmızı pullu kaşıntılı bir döküntü şeklinde gelişir. Ayrıca göbek deliği, kalçalar, koltuk altları, göğüs altları ve kasıklar gibi deri kıvrımları da tutulabilir. Kepeklenme, saçlı deride kırmızılık oluşmadan gelişen bir durumdur. Sebore ise derinin aşırı yağ salgılamasıdır, özellikle saçlı deri ve yüzde görülür, kepeklenme ve kızarıklık yoktur. Seboresi olan hastalarda seboreik dermatit gelişebilir. Seboreik dermatitte ise kızarıklık ve pullanma vardır. Seboreikdermatit bebekler, orta yaş ve yaşlılarda daha sık görülen bir hastalıktır. Bazı bebeklerde seboreik dermatit sadece bez bölgesinde görülür ve başka hastalık tabloları ile karışır. Seboreik dermatit diğer yaş gruplarında meydana geldiğinde iyileşip tekrar etme özelliği gösterebilir. Seboreik dermatit yağlı cilde sahip kişilerde sıktır ve akne ve sedef hastalığı ile birlikte görülebilir. Derimizde zararsız bir şekilde yaşayan mantar benzeri bir organizmanın seboreik dermatite yol açtığı düşünülmektedir. Seboreik dermatit ve kepeklenme hiçbir şekilde ırsı ve iç organlarla ilintili bir hastalık değildir.

Seboreik dermatit mevsimsel yada hastaların stres yorgunluk ve psikolojik durumlarına bağlı olarak kendiliğinden iyileşip tekrar edebilir, ancak düzenli tedavi ile kolaylıkla iyileşebilen bir hastalıktır. Seboreik dermatitten koruyan veya tamamı ile hastalığı iyileştiren bir tedavi yoktur. Fakat hastalık tedavi ile kontrol altına alınabilir. Nadir durumlarda seboreik dermatit tedaviye cevap vermediği zaman biyopsi alınır, başka hastalıkların varlığını saptamak için kan tahlilleri yapılabilir.

Tedavi bulguların olduğu vücut bölgesine göre belirlenir.

Saçlı deri: Burada, Çinko pirition, selenyum sülfit, ketokonazol içeren kepek karşıtı şampuanların düzenli kullanılması ile bulgular tamamen kaybolur. Uygulama sırasında şampuan saçlı deride 5-10 dakika bekletildikten sonra durulanmalıdır. Kepeklerin kalın olduğu hastalarda salisilik asitli solusyonlar yardımcı olabilir.

Yüz, kulak ve burun civarı: Buradaki mantar mikrobunu azaltmak için mantar karşıtı kremler önerilir. Bunun yanında kızarıklığın belirgin olduğu durumlarda ise kortizonlu kremler faydalı olur. Kulak iç kısmı için ise kortizonlu solusyonlar, kulak damlaları faydalı olur.

Vücut: Gövde, sırt, koltuk altı gibi bölgelerde olduğunda o bölgelerin mantar karşıtı şampuanlarla yıkanması, şampuanın o bölgede 5-10 dakika bekletildikten sonra durulama yapılması iyi sonuçlar verir.

ERKEK TİPİ SAÇ DÖKÜLMESİ TEDAVİSİ

Erkeklerde görülen kellik probleminin en önemli nedeni AndrogenetikAlopecia yada Türkçe karşılığı ile ırsi, ailesel yada genetik olarak bilinmektedir. Etkisi sadece erkeklerle sınırlı olmayıp, aynı zamanda kadınlarda da %20-%30 düzeyinde görülmektedir. Bu nedenle halk arasında erkek tipi saç dökülmesi olarak da bilinmektedir. Geç kalınmadan önlem aldığınızda çözümü en kolay dökülme tipidir. Androgenetik dökülmede sorunun kaynağı erkeklik hormonu testosteron ile alakalı olup, androgen grubundan bir tür steroid hormon olan testosteron erkeklerin testis, dişilerin ise yumurtalıklarında üretilir. Erkeklerde kadınlara göre 50-60 kat daha fazla görüldüğü için erkeklik hormonu olarak bilinmektedir. Sorunun asıl kaynağı kaynağı Alfa-5 redüktaz enziminin testosteronu DHT dediğimiz Dihidrotestosterona dönüştürmesidir. DHT ise kıl köklerine zarar vererek aşama aşama saçların kalitesini azaltarak dökülmesi ve kıl köklerinin yaşam sürecinin azalmasına neden olur. Bir noktadan sonra ise kıl kökü tamamen etkisiz hale gelerek kellik problemine neden olmaktadır.

Özellikle anne yada baba gibi birinci derece aile bireylerinde dökülme yada kellik olması çocukları da aynı risk ile karşı karşıya bırakmaktadır. Bu nedenle anne yada babasında bu şekilde sorun olan gençler daha dikkatli olmalıdır.

Genetik dökülmenin başlangıcı genelde 16-20 yaşları arasında başlamaktadır. Tabii ki ilerleyen yaşlarda da görülmektedir. Ama sorunun büyük bir bölümü ergenlik sonrası ve 20’li yaşlarda görüldüğü tespit edilmiştir.

Genetik saç dökülmesi aslında çözümü mümkün olduğu gibi önlenmesi kolay bir sorundur. Sorunu anlamak ve önlem almak için ciddi bir zamanımız bulunmaktadır. Örnek vermek gerekirse dökülme başlangıcı ile kellik probleminin ortaya çıkması arasında 5-10 yıllık zaman bulunmaktadır. Bu süreçte kişi önlem alıp, bilimsel çözüm yollarını uyguladığında saç dökülmesisi önüne geçemesede kelliği engelleyebilecektir.

Erkek tipi dökülme belirtilerine baktığımızda ilk olarak saçlarda kalite kaybı karşımıza çıkmaktadır. Bunu saçların uzama hızında yavaşlama takip edecektir. Saçların donuk mat bir görünüme bürünmesi parlaklığını yitirmesiyle süreç başlamış demektir.

Öncelikle her dökülen kıllar saç dökülmesi anlamına gelmez. Çünkü sağlıklı bir saç derisinde 140 ile 220 bin arasında kıl bulunmaktadır. Bunların %10’luk kısmı yenilenme süreci kapsamında günlük 70-80 kıla kadar dökülerek yeniden çıkmaktadır. Tabii ki bu durum saçlarda seyrelme gibi dikkat çekici bir soruna neden olmaz. Bu durum insan hayatı boyunca 8-10 defa tekrarlamaktadır. Bu değişim süreci sağlıklı saçlarda 2-10 yıl iken dökülmeye başlayan sağlıksız saçlarda ise 3-4 aya düşebilmektedir. Yaşadığımız sorunun dökülme yada saçların fizyolojik olarak yenilenmesi mi anlamak için avucumuz ile saçları tutup çok sert olmayacak şekilde çekelim. Avucumuzda kıl kalmıyorsa sorun yok demektir. Fakat her defasında avucumuzda bir kaç tane kıl kalıyorsa saç dökülmesi problemi yaşadığınız anlamına gelir.

Erkek tipi saç dökülmenin (seyrelmenin) olduğu bölgeler 2 nokta karşımıza çıkmaktadır. Alın çizgisinde geriye doğru açılma yada tepe bölgesi dediğimiz vertex noktasında büyüyen bir yuvarlak dikkat çekmektedir. Bazı insanlarda ise alın çizgisi ve vertex bölgesinde aynı anda açılma görülür. Kellik problemi yaşayan insanların ense ve yanlarında saçlar olduğu gibi durmaktadır. Çünkü ense ve yanlarda bulunan kıllar genetik dökülmeye karşı korunaklıdır. Dökülme saçın her yerinde oluyor ise AlopeciaTotalis dediğimiz saçkıranın bir türü olabilir.

Dökülmenin nedeni ve tipini öğrenmek için bir dermatoloğa muayene olmak gerekmektedir.

Özel Gaziosmanpaşa hastanesi dermatoloji kliniğinde bilgisayarlı saç ve saçlı deri analizi ile saç dökülmesi sebeplerini araştırmak altta yatan problemleri ortaya çıkarmak her bir hastaya özel faktörlerin ele alınması ve değerlendirilmesi sonucunda dünya genelinde etkinliği ıspatlanmış etken madde içeren ürünler , PUVA , PRP ve mezoterapi dahil bir çok alternatif ve modern tedavi yöntemlerini multidisipliner bir yaklaşımla hastalara sunmaktadır.

AŞIRI TÜYLENME (HİRSUTİZM) ve TEDAVİSİ

Vücuttaki olmaması gereken bölgelerdeki tüylerde aşırı artış olmasıdır. Tüylerdeki artış ve kozmetik olarak rahatsızlık verecek düzeye gelmesine hirsutizm denilir. Hirsutizmvellüs denen yumuşak ve ince kılların terminal kıl denilen kalın kıllara dönüşümü sonucunda oluşan durumdur.

Tüylenme kadınlarda yüz bölgesinde, boyun, ense ve sırtta ise temel nedenin hormonsal bir bozukluk nedeni ile olduğu düşünülür. Vücut bölgesinde gözlenen tüylenmeler aşırı değilse genelde neden genetik kaynaklıdır. Hormonal nedenli tüylenmelerde dermatoloji ve jinokoloji uzmanlarının birlikte tıbbi yaklaşımları ile sorunun çözümüne gidilmelidir.

Kadında hormonal nedenli tüylenmelerde en çok etken polikistikover hastalığıdır. Polikistikover hastalığında adet düzensizlikleri, özellikle seyrek adet görme yada adet düzensizlikleri gözlenir. Hafif şişman ya da şişman, cilt yağlı görünümde olabilir. Polikistikoversendromunun temelinde bir glikoz metabolizma bozukluğu yatar. Glikoz metabolizma bozukluğu genetik nedenlerle aileden geçiş gösterir. Anne veya babada şeker hastalığı varsa ve adetler düzensiz, tüylenmede artış söz konusu ise polikistikover hastası olma ihtimali yüksektir. Bu tür durumlarda jinekolog ve dematolog birlikte tıbbi yaklaşımları sorunun çözümünde faydalı olmaktadır.

Daha ağır tüylenme şekli virilizmdir. Bu durumda hormonal bozukluk ağır ve aşırıdır. Erkek tipi saç dökülmesi, saçta kalınlaşma, kellik, klitoriste büyüme, vücut yapısında erkeksi değişim gözlenebilir. Daha çok ağır hormonal bozukluklarda ve bazı hormon üreten tümörlerde gözlenir.

Tüylenme sebepleri doğru yaklaşımla tespit edilerek tedavisi sebebe yönelik etkin ve doğru tedavi uygulanırsa başarılı sonuçlar alınır. Tıbbi tedavi ve kıl temizleme yöntemleri birlikte kullanılırsa çözüm mükemmel olacaktır. Hormonsal sorununuzun tedavisi başlar başlamaz lazer epilasyon seanslarına da başlamanızda sakınca yoktur.

Hormonal kaynaklı tüylenmeler oldukça kalın ve genelde yüz bölgesindedir. Bu bölge için en etkili lazer olarak düşündüğümüz lazer uygulamalarını yaptırmanızı öneririz.

BEHÇET HASTALIĞI

Behçet Hastalığı bir Türk doktor olan Prof. Dr. Behçet UZ tarafından ilk kez 1937 yılında tanımlanmıştır. Behçet ağızda ve cinsel bölgede yaralar (tıbbi olarak ülser veya aft) ve gözde iltihap (üveit) ile giden tekrarlayıcı bir hastalıktır. Çeşitli belirti ve bulgularla birçok sistemi etkileyebilen bir hastalıktır. Behçet hastalığı hemen hemen tüm dünyada görülmekle birlikte, Türkiye, İsrail, Yunanistan ve Kıbrıs gibi Akdeniz ülkeleri, Irak ve İran gibi Ortadoğu ülkeleri ve Japonya, Kore, Çin gibi Uzakdoğu ülkelerinde diğer ülkelere göre daha sık görülmektedir. Hastalığın yukarıda belirtilen ve tarihi İpek Yolunun geçtiği bu ülkelerde daha sık görülmesi, gelişiminde genetik ve/veya çevresel faktörlerin etkili olabileceğine işaret etmektedir. Tarihi İpek Yolu üzerindeki ülkelerden Behçet hastalığının en sık görüldüğü yer Türkiye’dir. Ülkemizin çeşitli bölgelerinde yapılan beş ayrı çalışmada hastalığın sıklığının 100.000 erişkinde 20 ile 421 arasında olduğu bildirilmiştir. Behçet hastalığı erkek ve kadınlarda yaklaşık eşit oranda görülür. Ancak, özellikle göz ve damar tutulumu gibi önemli sistem tutulumları genç erkek hastalarda daha sık ortaya çıkmaktadır. Behçet hastalığı en sık 20–40 yaşları arasında başlar. Bununla birlikte daha az sıklıkta olmak üzere çocuklarda ve ileri yaştakilerde de Behçet hastalığı gelişebilmektedir. Hastalığın nedeni tam olarak bilinmemektedir. Gelişiminde bağışıklık sistemi değişikliklerinin yanı sıra genetik ve bazı çevresel faktörlerin (bakteri ve virüs gibi) etkili olabileceği düşünülmektedir. Behçet Bulaşıcı bir hastalık değildir. Behçet hastalığı kalıtsal bir hastalık değildir. Ancak, hastalık için genetik bir yatkınlık söz konusudur. Ancak, Behçet hastalığı birçok organı etkileyebilen ve bu nedenle de çok sayıda belirtiye yol açabilen bir hastalıktır. En sık görülen belirtileri ağızda ve cinsel bölgede tekrarlayıcı yaralar, deri belirtileri, göz ve eklem tutulumudur. Ağız yaraları (aft veya oral ülser); Ağrılı ve yineleyici özellikteki ağız yaraları Behçet hastalığının en sık görülen belirtisidir. Ağız yaralarının tekrarlama sıklığı hastadan hastaya değişiklik gösterir. Ağızda aft yapan tek hastalık Behçet Hastalığı değildir. Bu nedenle aft tek başına ne kadar sık ya da şiddetli olursa olsun Behçet hastalığı tanısı koymak için yeterli değildir. Behçet hastalığı tanısı konulabilmesi için o kişide afta ek olarak hastalığın başka klinik bulgularının da bulunması gereklidir. Cinsel bölge yaraları, ağız yaralarından sonra hastalığın ikinci en sık belirtisidir. Hastalığın deri belirtileri büyük bir çeşitlilik gösterir. Bunlar arasında deride kızarık kırmızı akıntılı şişlikler şeklindeki lezyonlar ve yüzeysel damar bozukluklarıt en sık gözlenenlerdir. Behçet hastalığında göz tutulumu hastaların yaklaşık yarısında görülür. Gözde kızarıklık, bulanık görme veya görme kaybı, uçuşmalar, gözde ve göz çevresinde ağrı gibi şikayetlere neden olur. Göz şikayetleri erkeklerde ve hastalığın ilk yıllarında daha sıktır. Göz tutulumunun bazı hastalarda ağır seyredebileceği ve hatta görme kayıplarına yol açabileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle yukarıda özetlenen şikayetlerin bulunması durumunda vakit kaybedilmeden doktora başvurulması ve tedavi için verilen ilaçların düzenli kullanılması büyük önem taşır. Göz tutulumu bazen çok belirgin bir şikayete yol açmayabilir veya hasta tarafından fark edilmeyebilir. Bu nedenle hastaların göz şikayeti olsun olmasın belli aralıklarla muayene edilmesinde yarar vardır.Hastaların yaklaşık yarısında eklemlere ait şikayetler olur. Şikayetler sadece ağrı şeklinde olabileceği gibi, söz konusu eklemde şişlik, sıcaklık artışı ve hareket kısıtlılığı (tıbbi adı ile artrit) şeklinde de olabilir. Şikayetler sadece tek bir ekleme sınırlı olabilir. Bazende birkaç eklemi aynı anda tutar. En sık diz eklemi tutulur, bunu sıklık sırasıyla, ayak bileği, dirsek ve el bileği izler.

Behçet hastalığı önceden kestirilemeyen ataklar ve iyilik dönemleri ile uzun süreli bir seyir izlemektedir. Hastalığın belirtileri ve şiddeti kişiden kişiye değişebilir. Kimilerinde sadece deri, mukoza belirtileri ve hafif eklem şikayetleri gözlenirken, kimilerinde göz, damar, mide barsak ve sinir sistemi belirtileri ön planda olabilir. Genel olarak hastalığın şiddeti ileri yaşlarda azalma gösterir.

Hastalığın kesin tanısını koyan bir laboratuvar belirteci bulunmamaktadır. Kişinin Behçet hastalığı olup olmadığını ya da ileride gelişip gelişmeyeceğini gösteren herhangi bir kan testi yoktur. Bugün için tanı klinik bulgularla konulmaktadır. Deri ve mukoza bulguları sıklıkla hastalığın ilk bulguları olarak karşımıza çıkarlar. Bu nedenle hastalığın erken tanısında büyük önem taşırlar. Deri paterji testi uygun iğne ucunun deriye batırılmasına derinin verdiği cevaptır. Hastalığın tanısında yardımcı bir test olarak kullanılır

Hastalığın uzun süreli ve düzenli bir şekilde takip edilmesi gerekmektedir. Behçet hastalığının sistemik bir hastalık olduğu ve çok sayıda organı etkileyebileceği unutulmamalıdır. Bu nedenle, hastalığa yaklaşımda birçok bilim dalının (farklı uzmanlık alanlarından doktorların) işbirliği içinde çalışması gerekmektedir. Hastaların tedavi ve takibinde deri ve zührevi hastalıkları, romatoloji ve göz hastalıkları uzmanları başta olmak üzere çok sayıda doktorun uyum içinde çalışması büyük önem taşımaktadır. Genel anlamda Behçet hastalığına ait tüm belirtileri tamamen ortadan kaldıran tek bir ilaç veya tedavi bulunmamaktadır. Bu nedenle tedavi var olan belirtilerin özelliğine göre belirlenmektedir. Tedavide temel amaç hastalığın özellikle erken ve aktif dönemindeki şiddetli olabilecek organ veya organların hasarını engellemek ve belirtilerin verdiği rahatsızlığı gidermektir.

Hastalığın tedavisinde çok sayıda ilaç kullanılmaktadır. Bunların bir bölümü yerel bir bölümü ise sistemik olarak uygulanmaktadır. Ayrıca gerekli durumlarda fizik tedavi ve cerrahi tedavilerde yapılabilmektedir. Yerel ilaçlar (gargara, krem vb.) deri ve mukoza belirtilerinin hafifletilmesi, daha çabuk iyileşmesi ve verdiği rahatsızlığın giderilmesi anlamında önemli ilaçlardır. Kolşisin deri, mukoza ve eklem tutulumlarında yararlı olabilen bir ilaçtır. Bunun dışında gerekli olduğunda kortizonlu ilaçlar, bağışıklık sistemini baskılayan ilaçlar kontrollü biçimde kullanılabilmektedir. Ağız sağlığı aftların ve hastalığın yeni ataklarını engellemede önemli olabilir. Bu nedenle hastaların ağız hijyenine büyük önem vermeleri ve düzenli olarak diş muayenelerini yaptırmaları gereklidir. Diş çürüğü, diş eti iltihabı, vb. ağız hijyen bozukluğuna neden olabilecek tüm olumsuzluklar mutlaka tedavi ettirilmelidir. Ayrıca ağızda aftı olan hastaların asitli, kabuklu, sert, acılı ya da tuzlu yiyecekler gibi irrite edici ajanlar ve alkolik içeceklerden sakınması gerekir. Özellikle kabuklu gıdaların yenmesi (çerez, fındık, fıstık, ayçiçeği, vb.) ağız içinde tahriş ve hafif de olsa yaralanmalara neden olabileceğinden aftların oluşumunu başlatabilir, iyileşme sürelerini uzatabilir. Mümkün olduğunca Behçet hastaları yorgunluk ve stresten kaçınmalı, enfeksiyonlardan kendilerini korumalıdırlar. İlaç seçiminde ve tedavinin süresinde belirleyici olan tutulan organ veya organlar ve tutulumun şiddetidir. Seçilecek tedavi şekli ve uygulama yolu, tedavinin süresi, ilaçların dozu hekim tarafından düzenlenir. Hastalığın tedavi ve takibinde hekimlerin işbirliği içinde çalışmaları ne kadar gerekliyse hastanın önerilen tedaviye uyumu da o denli önemlidir.

SAÇ BİTİ, VÜCUT BİTİ VE UYUZ TEDAVİSİ

Pedikülozis olarak bilinen bit infeksiyonu dünyada hala bir problem olarak devam ediyor. Bitler insandan kan emerek beslenirler. Yumurtalarını kıl şaftına veya elbiselerin dikiş yerlerine bırakırlar. bırakır. Baş Gövde ve Kasık bitlenmesi olarak üç şekilde görülür.

Baş bitlenmesi her kesimde görülebilir, oysa vücut bitlenmesi özellikle evsizlerde görülür.

Baş bitlenmesi genellikle çocukları, özelliklede kız çocuklarını etkiler. Bulaşma genellikle kafa teması yolu ile olur. Baş için kullanılan eşyalar yoluyla da bulaşma olabilir.

Bitler gözle tarama ile kolayca tespit edilebilir. Hastalarda en sık klinik bulgu kaşıntıdır. Isırma reaksiyonları, kaşımaya bağlı cilt soyulmaları, boyun bölgesi lenf bezlerinin şişmesi ve konjunktivit diğer en sık görülen bulgulardır. Kaşıntıya bağlı olarakekzematizasyon ve enfeksiyon gelişebilir.

Gövde bitlenmesi (pedikülosiskorporis) evsizlerde, mültecilerde, kalabalık yaşam yerlerinde ve elbiselerini yıkamayanlarda görülür. Yoksulluk, savaş ve doğal afetlerde gövde bitlenmesi sıktır. Kentlerdeki yoksul evsizlerde gövde biti ateş ve endokarditis ile karakterize hastalığın (trenchfever) etkeni olan Bartonellaquintana için vektör olarak rol oynar. Gövde bitleri genellikle aynı yatağı paylaşmaktan veya ortak kullanılan çamaşır ve giysilerle bulaşır. Bitler ve yumurtaları elbiselerin dikiş yerlerinde bulunur. Kan emerek beslenmek için vücuda geçerler. Baş bitlenmesinde olduğu gibi ısırma yerlerinde ısırma reaksiyonu (ortasında pikür olan eritemli ve ödemli kaşıntılı plak) gelişir. Tanı bitleri ve/veya yumurtalarını elbiselerin dikiş yerlerinde bulmakla konur. Bitleri yüksek vücut sıcaklığı olan alanlarda, özellikle elbiselerin bel kısmının dikiş yerlerinde bulmak daha kolaydır.

Kasık bitlenmesi (Pedikülozispubis) genellikle seksüel temas ile bulaşır. Bu hastalarda HIV, sifiliz, gonore, klamidialinfeksiyonlar, herpes, genital siğiller ve trikomoniasis gibi seksüel geçişli hastalıklar daha sıktır. Kasık biti yaklaşık 1 mm çapındadır. Pubik kıl diplerine sıkıca yapışık olup, günde 10 cm hareket edebilir. Bitler kıl diplerine sıkıca tutunurlar. Bu nedenle kıl diplerinde siyah grimsi veya grimsi sarı nokta gibi görünürler. Yumurtaları kıllara sıkıca yapışıktır. Kaşıntı genellikle azdır. Karakteristik bulgulardan biri maculaeceruleae’dır. Bunlar bit ısırığına sekonder olarak gelişen mavi-gri makuller olup, karın alt kısmı ve uyluklarda görülürler. Bu lekeler ısırma nedeniyle derin dermalhemosiderin birikimi ile ilişkilidir.

Bitlenmede Tedavi Baş bitlenmesinde; fırça, tarak, şapka, baş örtüleri, yastık kılıfları gibi eşyalar vakumlama, yıkama, kuru temizleme veya 2 hafta ağzı kapatılmış plastik torbada bekletilerek bitler ve yumurtalar eradike edilmelidir. Koltuk türü döşemeler vakumlanabilir. Bitlenme tedavisi zor olabilir. Tarama gibi mekanik önlemler yararlı olmasına karşın, kimyasal ajanlar kadar etkili değildir. Baş bitlenmesinin tedavisinde kimyasal pedikülisidler temel tedavi ajanları olup; son yıllarda bunlara karşı direnç gelişimi önemli bir sorun olarak ortaya çıkmıştır. Direnç gelişimini yavaşlatmak amacıyla bu ajanlar dönüşümlü olarak veya kombine edilerek kullanılabilir.

Uyuz Hastalığı (Scabies, Gale, Gidişik) Dünyada her yıl yaklaşık 300 milyon kişinin uyuz olduğu tahmin edilmektedir. Temizliğe dikkat etmeyen, kalabalık sosyoekonomik durumu kötü toplumlarda sıktır. Her yaş ve ırkta görülebilir. Bahar ve kış aylarında daha sık görülür. En kolay bulaşma birlikte çıplak uyuma ile olur. Dans etme, tokalaşma gibi kısa süreli temaslarla bulaşma olasılığı düşüktür. Sarkopt taşıyan çamaşır ve çarçaf gibi eşyalarla bulaşma sık değildir. Scabieste en sık ve en erken gözlenen belirti özellikle geceleri şiddetti artan kaşıntıdır. Kaşıntı konağın duyarlanmasına bağlı olarak meydana gelir. El parmak araları, tırnak altları, bilek ve dirsekler, kalçalar, kuşak bölgesi, göbek çevresi, karın alt kısmı lezyonların sık görüldüğü yerlerdir. Tanı için iyi aydınlatılmış bir ortamda tepeden tırnağa kadar dikkatli bir deri muayenesi yapılmalıdır. Kesin tanı tünellerin, parazitin ve/veya yumurtalarının saptanması ile konur. Deneyimli bir dermatolog olguların yaklaşık yarısında paraziti veya yumurtasını gösterebilir. Şüpheli durumlarda tünel veya vezikül üzerine bir damla yağ damlatıldıktan sonra 15 numara bisturi ile kazıntı alınarak mikroskopta incelenirse sarkopt ve/veya yumurtaları saptanabilir. Tedavi: -Permethrin % 5 krem kuru deriye uygulanır, 8-12 saat sonra banyo yapılır. Bir hafta sonra tedavinin tekrarı önerilebilir. İyileşme tedaviden sonra 4 hafta içinde olur. Yan etki olarak geçici yanma ve batma görülebilir. -Lindane % 1 losyon permethrin gibi uygulanır. İnfantlarda, küçük çocuklarda, hamile ve süt veren annelerde, bayılma ve diğer nörolojik hastalığı olan kişilerde kullanılmamalıdır. -Vazelin içinde % 10 kükürt içeren merhemler deriye uygulandıktan 24 saat sonra banyo yapılır. Bu uygulama 2-3 kez tekrarlanmalıdır. Kükürt veya crotamiton içeren merhemler infantlarda kullanılabilir. Son zamanlarda pedikülozis ve skabieste de etkili olduğu bildirilmiştir. Bu hastalarda tek doz (150-200 μg/kg) oral yoldan verilir. İvermectin tedavisi zor olan kurutlu uyuzda kullanılabilir. İnfantlarda ve hamilelerde kullanılmamalıdır. İvermectinle tedavi edilen skabiesli olgularda ölüm artışı bildirilmiştir. Topikal tedavinin bir hafta sonra tekrarlanması önerilmektedir. İki yaşın altındaki çocuklarda saçlı deri ve yüzü de içerecek şekilde tüm vücut tedavi edilmelidir. Yetişkin ve erişkinlerde ise kulak arkaları ve boyundan aşağı tüm deriye sürülmelidir. Tedavi sonunda hasta banyo yapmalı ve temiz giysiler giymelidir. Yatak örtüleri ve giysiler mümkün olan en sıcak suyla yıkanmalı ve ütülenmeli veya kuru temizlenmelidir. Halı ve döşemeli mobilyalar vakumlu (elektrik süpürgesi ile) temizlenmelidir.

GENİTAL SİĞİL& CİNSEL BÖLGEDE YERLEŞEN SİĞİL VE UÇUK TEDAVİSİ

Genital siğil; Genital bölgede görülen ve insan papillomavirusa (HPV) bağlı olarak ortaya çıkan cinsel yolla bulaşan bir enfeksiyondur. 15-49 yaş arasındaki kişilerin %1-2’sinde görülmektedir. HPV’nin 100’den fazla tipi vardır ve bunların yaklaşık yarısı genital siğile neden olabilmektedir. Hastalığın kuluçka dönemi haftalar veya yıllar olabilmektedir.

Kadın ve erkek genital bölgelerine yerleşen, sıcak ve nemli alanlar olması nedeniyle, anüs (makat) çevresinde ve kadınlarda genital bölgede küçük dudaklarda daha sık görülen, küçük, deri renginde, kırmızı veya kahverengi bir kabarıklık olarak başlar. Fazla nemli bir bölgedeyse beyazımsı da görünebilir. Giderek büyür ve üzeri karnıbahar gibi bir görünüm alır.

Cinsel yolla bulaşan bir hastalıktır ancak, bulaşma hemen hemen daima deri temasıyla olduğu için, tam bir cinsel ilişki olmadan da bulaşabilir. Genital bölge veya makat çevresinde ekzema, uzun süreli vajinal akıntı gibi durumlar varsa hastalık daha kolay bulaşmaktadır.

Genital siğil tanısı genellikle doktorlar tarafından klinik muayene ile koyulur. Bazen ayırıcı tanı için deriden biyopsi alınması gerekebilir. Tedavi seçimi siğillerin yeri, sayısı, büyüklüğü, yaygınlığı, eşinde aynı hastalığın olup olmamasına bağlı olarak değişmektedir. Hastalık için hastanın evde kendisinin uygulayacağı veya doktorun klinikte uygulayacağı tedavi seçenekleri mevcuttur. Bu tedavilerin uzun süreli olabilir.

Bazı siğiller tedavi sonrası kaybolurken yakın bölgelerde yeni siğiller çıkabilir. Bu nedenle genital bölgenin periyodik muayenesi gereklidir. Tam tedavi sonrasında bile genital siğillerin tekrarlama olasılığı vardır. Kadınlarda rahim ağzı kanseri riski nedeniyle mutlaka düzenli olarak “smear” yapılmalıdır. Genital siğile neden olan virusların bir kısmı (HPV tip 16, 18), rahim ağzı kanserine de neden olabilmektedir. Bağışıklık sisteminde sorun olan kişilerde yaralar daha şiddetli seyredebilir ve tedaviye daha zor yanıt verebilir, bu kişilerde tekrarlama riski daha yüksektir. Genital siğilden korunmada en güvenilir yolu cinsel ilişkiden kaçınmak ya da infekte olmadığı bilinen biriyle tek eşli bir ilişki yaşamaktır. Lateks kondomların doğru ve sürekli kullanılışı genital siğil riskini azaltabilir. Fakat kondom dışı alanlarda genital siğil görülebilir. Cinsel ilişki sonrası cinsel bölgeyi yıkama, idrar yapma, antiseptikle yıkamak bu hastalıktan korunma sağlamaz.

Genital siğilden korunmada aşı: 11-12 yaşındaki kız çocuklarına 3 doz HPV uygulanması önerilmektedir. 13-26 yaş arasında daha önce aşı olmamış veya aşı serilerini tamamlamamış tüm kız çocukları veya kadınlar aşı olmalıdır. Virüsün bir tipiyle enfekte olan hastalar aşıdaki diğer virüs tiplerine karşı korumadan fayda görebilirler. Dolayısıyla genital siğili olan hastalara da aşı uygulanmalıdır. Genital siğiliniz varsa bu durumu en kısa sürede partnerinize bildirin ve doktora gidip değerlendirilmesini sağlayın. Eğer partnerinizgenital siğil için tedavi alıyorsa mutlaka siz de bir doktora görünün. Sizde veya partnerinizde bulgular varken cinsel ilişkiye girmekten kaçının. Eğer genital siğiliniz varsa diğer cinsel yolla bulaşan hastalıklar açısından da değerlendirilmelisiniz.

MELANOM TEŞHİSİ VE TEDAVİSİ

Melanositler ve nevus hücrelerinin kötü huylu tümörü olan malignmelanomun (MM) en önemli yerleşim yeri deridir . Nadiren mukozalar, meninksler, göz ve iç organlardan da kaynaklanabilir . MM tüm deri kanserlerinin yaklaşık %2’sini oluşturmakla beraber deri kanserlerine bağlı ölümlerin önde gelen nedenidir .Melanom tüm dünyada insidansı en hızlı artan kanser türlerinden biridir. Dünyada her yıl 160,000 yeni melanom tanısı konmaktadır .Melanom tedavisiz kaldığında, oluşma süresi tiplerine göre değişmekle birlikte, büyük çoğunlukla metastaz yaparak ölümle sonuçlanır. Öte yandan deri melanomu hastanın erken dikkatini çekerek hekime ulaşması durumunda çoğunlukla erken aşamada ortadan kaldırılır ve hastanın normal yaşamını sürmesi sağlanabilir. Melanoma bağlı ölümlerin önemli bölümü önlenebilir olduğundan bu konuda ilgili dal hekimlerinin doğru yaklaşımı çok önemlidir. MM tanısında gecikme başlıca hastaların pigmente tümörlerin riski konusundaki bilgisizliğine veya ihmalkarlığına, bazen de genel tıpla uğraşan hekimlerin şüpheli lezyonları olan hastaları konunun uzmanlarına sevk etmekte gecikmelerine bağlıdır . MM birçok tıp dalının ortak yaklaşımını gerektiren bir hastalıktır. Hastalıkla mücadele; oluşmasını önleme, erken tanı koyma, tanıyı kesinleştirme, gizli odakları araştırma, lezyonu yok etme, nüksü önleme veya erken saptama ve geç dönemdeki iç organ tutulumu olan hastaların ömrünü uzatmaya çalışma şeklinde özetlenebilir. Dermatologlar tanının konulması takip ve tedavinin birçok aşamasında görev alırlar.Gerekli durumlarda bilgisayarlı dermoskopi gibi uygulaması kolay bir yöntem ile klinik tanılarını desteklemekte ve şüpheli durumlarda biyopsiye başvurmaktadır.

Melanoma ile ilgili coğrafik bölgelere göre değişen risk faktörleri tanımlanmıştır. Ancak genel olarak MM gelişiminde rol oynadığı düşünülen başlıca risk faktörleri; deri tipi (açık ten), çevresel faktörler (ultraviyole maruziyeti), genetik zemin (CDKN2A gen mutasyonu), önceden var olan melanositiknevus sayısı, displastiknevus varlığı ve geçirilmiş melanom öyküsüdür. Buna rağmen melanomlu hastaların bir bölümünde herhangi bir risk faktörü bulunmaz.

Melanomdamelanositlerin, başlıca ultraviyole ışınlarına yoğun maruz kalma nedeniylekötü huylu kanserojenik karakter kazanabildiği düşünülmektedir . Açık ten, sarı-kızıl saç, açık göz rengi ve aşırı çillenme gibi ultraviyole hasarının kolay oluşabildiği bireylerde melanoma riskinin arttığı bilinen bir durumdur. Melanoma çoğunlukla sağlam deriden, hastaların bir bölümünde ise önceden var olan melanositiknevuslardan köken alır. Yüz taneden fazla klasik cilt beni olan kişilerde melanoma riskinin 3-10 kat arttığı düşünülmektedir. Bunun dışındaki riskli olarak kabul edilen nevuslu hastaların belirli aralıklarla dermatolojik takibi önem kazanır. Riskli gruplarda yer alan hastaların lezyonlarının fotoğraflanması sonradan şüpheli bir lezyon ortaya çıktığında hekimin işini önemli ölçüde kolaylaştırmaktadır. Bu hastalar için dijital tüm vücut fotoğraflaması ve dijital dermoskopi kayıtları ile takip yararlıdır bu hastaların yaşam boyu düzenli takipleri önemlidir.

Melanoma bazı bölgelerde daha sık olmak üzere derinin her yerinde yerleşebilir. MM açısından yapılan bir muayenede saçlı deri dahil olmak üzere tüm vücut derisi ile oral ve genital mukozalar muayene edilmelidir.

Tümör genellikle açık kahverengi bir kabartı şeklinde başlar ve hafifçe kabararak yavaşça çevreye doğru genişlemeye eğilim gösterir. Yuvarlak veya düzensiz şekilli lezyonun sınırları da çoğu zaman girintili çıkıntılıdır. Zaman içinde kahverengi ve siyah renklerin baskın olduğu alacalı renkli, kenarları çentikli bir plak şeklini alır. MM’nin tipik renkleri olarak siyah ve kahverengi baskın olmakla birlikte mavi, pembe, kırmızı, sarı, gri ve beyaz odaklar da bulunabilir.

Melanomda risk gruplarının ve riskli lezyonların iyi bilinmesi, bu lezyonlara farklı bir yaklaşım gösterilmesi ve bu kişilerin konu hakkında bilgi sahibi olmasının sağlanması çok önemlidir. Günümüzde el dermoskopisi, dijital dermoskopi, konfokalmikroskopi gibi yöntemler biyopsi öncesi melanom şüphesinde hekimlere yardımcı olmakla birlikte ilk melanom kuşkusu temel klinik özelliklere dayanmaktadır. Ayrıca pigmente lezyonlarda doğru klinik yaklaşım, gereksiz eksizyonların önüne geçilmesini sağlaması açısından da önem taşır.

Dermatoloji kliniğimizde doğuştan yada sonradan gelişen benler ve vücut lekeleri olan hastalarımıza FotoFinder HD bilgisayarlı dermoskop ile takip etmekteyiz. Her bir hastanın güneşe hasasiyeti, güneşte bronzlaşma yeteneği ve güneş yanığı gelişme riski, mesleki ve sosyal alışkanlıklar nedeni ile güneşe maruz kalma sıklılığı ve süresi, çocukluk döneminde(14 yaş altı) güneş yanığı yaşam öyküsü, solaryum kullanma sıklığı ve süresi, daha önce tedavi amaçlı alınan fototedevilerin varlığı ve detayları, daha önce medikal olarak tanımlanmış atipiknevus varlığı, 50 den fazla ben varlığı, doğumsal 10 cm2 den büyük ben varlığı, daha önce malingmelanoma geçirmiş olmak, ailesel ben ve deri kanserlerinin öyküsü gibi faktörler detaylı bir şekilde sorgulanarak risk gruplandırması yapılır. Bu sorgulamada sıklıkla MMRISK (Malin Melanom RİSK) sorgulamasını tercih etmekteyiz. . FotoFinder sistemi üzerindeki lazer mesafe ayarlayıcısı hastanın çekim mesafesini standart hale getirmektedir.

Özel bir bilgisayar programı ile entegre çalışan sistemde hasta boyu sisteme kayıt olarak girildiğinde sistemin üzerindeki SLR kamera otomatik olarak hastanın fotoğraflarını çekmektedir.

Çekimler özel vücut flaş sistemi ile 72 megapixel çözünürlükte, 20 standart vücut pozisyonunda toplam 3 dakikada tamamlanmaktadır.

Bu fotoğrafların alınması sonrası FotoFinder sisteminde “Body Scan- Vücut tarama” özelliği kullanılarak tüm vücut benleri otomatik olarak işaretlenmektedir. Bu özellik ben vücut taramasında inanılmaz zaman kazancı anlamına gelmekte ve benlerin muayenesinde hata payını azaltmaktadır.

Sonrasında işaretlenen benlerden istenenlerden HD özelliğe sahip dermoskop ile görüntüler alınarak işaretlenmektedir.

Dermoskopik görüntüleri olan benler otomatik olarak vücut haritasında işaretlenmekte ve kayıt edilmektedir.

Hastanın tüm bilgileri güvenli bir şekilde arşivleneceği gibi döküman olarak hastaya verilebilmektedir.

Fotofinder bilgisayarlı HD ben tarama sisteminin kusuruz diğer bir özelliği hastanın benlerinin takip sürecinde ortaya çıkmaktadır. Ben vücut taraması kontrolüne gelmiş hastada tekrar ben vücut taraması yapıldığında eski veriler ile sistemin otomatik karşılaştırma yaparak yeni bir ben gelişimini otomatik belirleyebiliyoruz.

Bazı benler dermoskopik olarak takip edilmektedir. Bu takipte eski ve son çekilen dermoskopik fotoğraflar karşılaştırılarak riskli benlerdeki değişim süreçleri çok daha iyi takip edilebilmektedir.

SİĞİL, BENLER, ET BENLERİ VE GENİTAL SİĞİLLERDE DONMA TEDAVİZİ (KRİYOTERAPİ), YAKMA (ELEKTROKOTERİZASYON ) VE LAZER TEDAİLERİ

Derinin yüzeyel ve derin bölgelerine yerleşmiş iyi huylu lezyonlarının tedavisinde en ideal soyma dediğimiz ablazyon yöntemidir. Bunun için cerrahi ,kriyoterapi, elektrokoterizasyon ve lazer kullanılmaktadır. Lezyonun büyüklüğü, yerleşim yeri, davranışı, yapısı, hastanın cilt özellikleri ve beklentileri gibi birtakım faktörleri göz önünde bulundurarak hekim tedavi seçenekleri arasında karar verecektir. Tedavide amaçlanan temel prensip cildin yüzeyel tabakasının hassas bir şekilde ortadan kaldırılması ve cildin derin tabakasında minimal hasar oluşturulmasıdır. Bu yöntem ile skar riski olmadan iyi huylu deri lezyonlarının tedavisi mümkün olmaktadır. Dermatolojide lazer sistemleri kullanılmadan önce iyi huylu deri lezyonlarının tedavisinde uygulanan tüm tıbbi ve cerrahi işlemler, hassas bir soyma yetisinden yoksun olduklarından ciddi bir skar riski oluşturmaktaydı. Lazer sistemlerindeki gelişmelerle birlikte yüksek enerjiyi kısa sürede dokuya veren ciltteki su moleküllerine duyarlı normal çevre dokuya zarar vermeden sadece lezyonun ortadan kaldırılmasını sağlayarak ideal bir soyma işlemi gerçekleştirir ve tedaviden sonra iz kalma olasılığı minumuma iner.

Bu lezyonlar için son yıllarda geliştirilmiş Q anahtarlı Nd YAG lazerler yada Er: YAG lazer sistemleri güvenle kullanılmaktadır.

AŞIRI TERLEME (HİPERHİDROZİS) TEDAVİSİ

Terleme sıcak hava fiziksel aktivite veya korku veya öfke hisleri gibi bazı durumlarda doğal bir cevaptır. Serin havalarda dahi yada herhangi bir tetikleyici durum olmaksızın aşırı terleme olduğunda hastalar kendilerini fiziksel olarak rahatsız hissederler ve sosyal yaşamlarını sınırlama gereği duyarlar. Bazı durumlar menopoz veya hipertiroidi gibi diğer tıbbi durumlar nedeniyle oluşabilir. Günümüzde aşırı terlemenin bazı çok kolay tedavi seçenekleri vardır ve bu seçenekler hastaları çok rahatlatabilir. Aşırı terleme genel olarak ayaklarınız, eliniz, yüzünüz, başınız ve koltukaltlarınızda oluşur. Genellikle çocuklukta başlar. Kalıtsal olabilir ama nedenleri tam olarak bilinmemektedir. Bazı durumlarda aşırı terlemede altta yatan bir sebep vardır. Genel olarak yetişkin yaşlarda başlar. Kalp hastalığı,kanser, inme, hipertiroidi, menopoz, omurilik hasarı, akciğer hastalığı, Parkinson hastalığı, antideprasan ilaç kullanımı gibi faktörlerde aşırı terlemeye sebep olabilirler. Aşırı terlemenin altında yatan sebepler mutlaka araştırılmalıdır. Son yıllarda oldukça popüler tedavi seçenekleri vardır. Lazer uygulamalar ve BOTOX enjeksiyonu terleme sorunu olan hastalarda başarıyla uygulanmaktadır.